Öfkem kuruttu vücudumu.
Dinlemiyorum artık eşi, dostu.
Gel de Esra ol bu yolun.
Sen bilirsin beni,
Ölsem de bahsetmem kimselere seni.
Gözleri toprağım kokan yarim!
Sen yüreğimin mürekkebisin.
Kasvetim, çamura bulaşan ellerindir.
Merhametini hiç sayıp,
Bakmadın gözyaşıma.
Asırlar sonra,
Yüreğinde ki sancıyla delireceksin.
Hikmetsiz titreyecek dizlerin;
Ağrıyacak saçların,
Dökülecek telleri.
Hasret kaplayacak ellerini...
Bilhassa yanaklarından hiddetle yaşlar süzülürken;
Pişmanlıkla bakıp,
Özlemle öpeceksin toprağa yâr olan resimlerimizi.
Hâlâ tanıyorum seni,
Anımsıyamıyorum siluetini.
Bu odanın gecelerine bir hasımsın.
Akabi geri dönüşün;
Yani say diyorum sayabilirsen yıldızları.
Velhasıl, çıkarken son kez kapattım kapımı.
Yürürken dikenlere doğru,
Ezip geçme ben kokan papatyaları.
Madem konuşamıyorsun;
Yazarak anlat, içindeki acıların hususunu.
Kusurum bu olmasın,
Bedenimde ki dikişler iyileştirmediyse yaralarımı,
Söylesene Payidar'ım!
Bu benim noksanım mı?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VUSLAT
PoetryKalemimi harekete geçiren Eylül'de duyulan çığlığımın sesiydi. Her satır intihara yelteniyor yıllardır, yaşamaya hevesi kalmamış kağıdın gözyaşları... Annemin dediği gibi "Satırlara dökülen mürekkebim kadar konuşsaydı keşke dilim." Bazen gözyaşı dö...
