d ö r t |٤

165 16 25
                                        


Selamunaleyküm 🤍 Dönüp dönüp okuduğunuzu görüyorum. Ara verince tekrar yazmak çok zor geliyor. Bu bölümü de o kadar zorlanarak yazdım ki. Aslında diğer kitabım Difenbahya'ya yoğunlaşmıştım ama  gerek buradan yapılan yorumların gerek instagramdan gelen mesajların hatrına kendimi zorladım. 

Ancak yazmaya ara vermemin temel sebebi "ilham eksikliği" değil. Ben kendimi bildim bileli Filistin davasını takip etmeye çalışıyorum. Önceden bu konuda çoğu insanın bilgi eksikliğinden kaynaklı kafa karışıklığı yaşadığını, orada yaşananları bilmediği için bir eylemde bulunmadığını düşünürdüm. Bu kitabı yazmaya başlamamın başlıca sebebi buydu. Ancak 7 Ekim'den sonra dünya Filistin'i o kadar çok duydu ve o kadar çok gördü ki boykot hareketi ilk defa bu kadar geniş bir kitle tarafından sahiplenildi. Binlerce yürüyüş yapıldı. Her gün milyonlarca gönderi paylaşıldı. Ben sanıyordum ki insanlar Filistin'i bilirse, Filistin'den haberdar olursa bir şeyler değişir. Yanıldığımı görmek; düşüncelerim, politika, diplomasi adına her ne derseniz deyin, hakikat ile çarpışınca bir nevi umutsuzluğa kapıldım. 

İçimi dökmüş oldum :') Bölümü görür, okursanız buraları ıssız bırakmayın olur mu? Ayrıca Difenbahya, Sınırsız ve Karanlıklar ve Kandiller'e beklerim. İyi okumalar 💐

.

Hayat, vedalar ile kavuşmalar arasında yaşananlardır. Vedaları zor kılanla kavuşmaları sabırsız yapansa aynı şeydir: Sevmek. Karşımda eşinden ve evlatlarından yıllarca ayrı kalmış bir baba vardı. Bir suçlu gibi tenhalarda buluştuğu oğluna ve ilk defa gördüğü gelinine manidar bakışlarını yöneltmişti. Daha önce bu karşılaşmayı hiç hayal etmediğim için oldukça şaşkın görünüyor olmalıydım. Ancak benim aksime o, beni o kadar da yabancılamamıştı. Kayınbabam sanki beni babamdan istedikleri andan beri tanıyor gibiydi. Bu hali ilerleyen dakikalarda benim de üzerime sirayet etti ve sohbete daha rahat dahil oldum.

"Maşallah, tesettür ne kadar yakışmış kızıma." Mahcup bir gülümseme ile karşılık verirken Enes'le göz göze geldik. Bakışlarını benden çekmeden "Alhamdulillah baba." dedi. "Öğrendiklerini uygulama konusunda çok gayretli."

"Maşallah barakellah." dedi tekrardan. Hafifçe gülümsedim. Oturuşunu değiştirdiğinde altındaki divan gıcırdadı. Divanın şekerrenk örtüsü hafif bozulmuştu. "Ailen nasıllar, iyiler inşallah?"

"İyiler... Elhamdülillah. Herkes kendi hayat meşgalesine devam ediyor."

"Süt kardeşin ne zaman geliyor?" diye sorduğunda biraz şaşırsam da Enes'in bahsetmiş olma ihtimalini değerlendirip "Bir ay içinde demişti." dedim.

"Herkes Gazze'den kaçarken onun Gazze'ye gitmesi ilginç doğrusu. Hep böyle cevval miydi?"

Benim çapkın, eğlenceye düşkün süt kardeşim. Hayır öyle değildi. "Filistin'in tüm bu yalnızlığına rağmen mücadelesini her koşulda sürdürmesi, vicdan sahiplerine de bir şeyler yapmaları gerektiğini salık veriyor. Ensar da Gazze'nin mamur olmasına ilmiyle bir katkıda bulunmak istedi."

"Allah ondan razı olsun ve ona nice güzel çalışmalara imza atabilmeyi nasip etsin. Ama sen bu durumdan pek hoşnut değil gibisin, ha gelinim?"

Bunu belli etmemek istemiştim ama belli ki başarılı olamamıştım. Aslında hissettiğim şey hoşnutsuzluk değil, tedirginlikti. "Gazze'ye sadece iki kez gitme fırsatım oldu." Bakışlarım bir an Enes'e kaymıştı. İkinci gidişim Enes'le olmuştu ve ben yaralıydım. "Bu bile oranın hem ne kadar zor hem ne kadar güzel bir yer olduğunu anlamama yetti. Siz benden çok daha iyi bilirsiniz. Onun için endişeliyim sadece. Üstelik ailelerimiz de böyle 'radikal' kararları destekleyen kimseler değil."

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jul 08 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

âmâBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin