"Fulya gerçekten unutmuştum," dedim arkasından ona yetiştiğim zaman. "O resmin varlığını hatırlamıyordum bile." Şuan okul koridorunda ona yetişmeye çalışıyordum; söylediklerim yalan değildi, Sedef'in çizdiği resimi unutmuş, çantamda olduğunu dâhi hatırlamamıştım. Hatırlasam bile benim için bir hediyeden fazlası değildi fakat bu durum yanlıştı ve ne yazık ki Fulya'ya hak veriyordum. "Onu atmalıydın." dedi Fulya. "Hiç çantanı temizlemez misin sen? Nasıl unutabilirsin onu orada?"
"En küçük gözdeydi, orayı neden temizleyeyim!" dedim sitemle. Fulya'ysa başını iki yana salladı ve bana geri arkasını dönüp yürümeye devam etti. Koşar adımlarla yanına vardığım zaman ellerimi onun kollarına doladım. "Uzatma." dedim kısık bir sesle. "Gerçekten unutmuştum." Fulya kolunu benden çekmek istese bile buna izin vermedim ve koluna biraz daha yapıştım. "Tamam hatalıyım, özür dilerim." dediğim zaman ona alttan alttan bakmaya devam ettim. Fulya'ysa bana gözlerini devirdi ve derin bir nefes aldı.
"Bir daha," dedi konuşmaya başladığı zaman. "Sedef'in yanında seni görmeyeceğim." Yüzüm ifadesizleşirken onu dinlemeye devam ettim. "Soru sorarsa bile sorusuna cevap verdiğini duymayacağım. Yanından bile geçmeni, göz ucuyla bile bakmanı istemiyorum." Durdu ve rahatsız olmuş gibi, "Ve o biraz daha sana bakmaya devam ederse bakacak bir gözü bile olmayacak." dedi. Derin bir nefes aldığım zaman, "Peki," dedim. "Ama Sedef benim arkadaşım. Bunu da unutma." Fulya omuz silkerken, "Umurumda değil." diye mırıldandı. "Şuan benimle berabersin ve o senden hoşlandığını söylüyor. Bu fikir bile delirmeme yetiyor."
"Olabilir ama o arkadaşım." dedim üsteleyerek. "Pat diye iletişimimi kesme mi istiyorsun?"
"Seni bu merdivenlerden yuvarlamamı mı istersin yoksa hemen söylediğimi kabul mu ediyorsun?" dediği zaman gülümsedim ve başımı sallayarak, "Sen ne dersen o patron." diye mırıldandım.
Hayatım boyunca yalan söylemekten çekinen birisi olmuştum fakat o an Fulya'ya az sonra Sedef'le sahil kenarında buluşacağımızı söylemedim.
Şuan yalan mı söylüyordum bilmiyordum ama Fulya'yla evlere dağıldıktan bir kaç saat sonra Sedef'le buluşmak için evden çıkmıştım. Bana söyleyeceklerinin olduğunu, Fulya'ya söylememi, zaten ona da söyleyeceğini, önemli bir konu olduğunu söylemişti. Eğer bunları söylemeseydi onunla asla buluşmazdım çünkü Fulya'ya söz vermiştim; şuan sevgilimden habersiz onunla buluşuyordum ve bu kötü hiss etmeme sebep oluyordu.
Bir kaç dakika sonra kayalıkların üzerinde oturan Sedef'in gördüğüm zaman yavaşça yanına doğru adımladım; onun gibi yere oturduğum zaman ayaklarımı kendime doğru yavaşça çektim ve ona baktım. Sarı saçları deniz dalgalarından dolayı arkaya doğru uçuşurken boynuna astığı kulaklığına dolaşıyordu. Bayık bakan yeşil gözleri kısa bir sürede bana döndüğü zaman ona bakmaya devam etmedim ve gözlerimi ondan çektim.
"Çok beklettim mi?" diye sordum ona doğru. Sedef başını iki yana salladığı zaman, "Hayır." dedi. "Sana yazarken de zaten buradaydım." Kaşlarımı kaldırdığım zaman, "Saatlerdir burada mısın yani?" diye sordum. Hafifçe gülümsediği zaman, "Ben hep buradayım Beste." diye mırıldandı. "Resmini de burada çizmiştim." Anladım anlamında kafamı aşağı yukarı sallarken, "Beni neden buraya çağırdın?" diye sordum.
Kaşlarını kaldırdığı zaman, "Konuşmamız yasak mı?" diye sordu alayla. Burnumdan derin sesli bir nefes verdiğim ve onun gibi alaycı bir ses tonuyla, "Galiba." dedim.
Sedef başını olumlu anlamda salladı ve "Öyle olsun." dedi. Kırıldı mı, kabullendi mi anlamadığım için şakayla karışık, "Küstük mü?" diye sordum. Sedef gülümseyerek parmak uçlarını alnında gezdirdi ve "Hayır." diye mırıldandı. "Küssek bile ne değişecek ki? Konuşmayı kesiyoruz." Yüzüm yavaş yavaş solarken, "Evet." diye mırıldandım. "Fakat doğru olanın bu olduğunu biliyorsun."
Bir kaç saniye sessiz kaldığı zaman başımı ona çevirdim ve o an kısık gözlerle beni izlediğini fark ettim. Gözleri sanki yüzümü aklına kazımak istiyormuş gibi bana bakarken, "Seni ilk ne zaman fark ettim biliyor musun?" diye sordu. Sessiz kalmayı tercih ettim. O'ysa susmadı ve devam etti. "Hani okula gitmek için durduğun otobüs durağı var ya, orada." Başımı hafifçe salladım. "Seni okuldan zaten tanıyordum ama o ana kadar dikkatimi çekmemiştin. Zaten kışın ortalıkta öyle geziyorsun ki, seni görmek mümkün olmuyor. Atkını yüzünden çektiğin zaman seni tanımıştım."
"Soğuk oluyor." diyebildim sadece.
"Evet, sen hep üşüyorsun zaten." Derin bir nefes aldığım zaman kollarımla dizlerimi sardım. "Üşüyor musun?" Başımı iki yana salladığım zaman Sedef, üzerindeki ince ceketini uzanıp omuzlarıma bıraktı; kokusunu hissettim.
"Hani o Fulya'nın buruşturup önüme attığı resim var ya," dedi bana doğru. "Onu burada çizmiştim. Bilirsin, resim çizmek için çizdiğini kişiyi ya önünde oturtmalısın ya da yüzünü hafızana kazımalısın. Seni önüme oturtup seni çizmem imkansızdı. Fakat hafızalara kazınmayacak bir yüzün de yok Beste, benim için hiç zor olmamıştı."
Hiçbir şey söylemedim.
"Zaten o günden sonra da aklımdan hiç çıkmadın." diye devam etti. "Bir karşılık beklemiyorum senden. Hem artık bunun için zaman da yok." Ona döndüğüm zaman gözlerine baktım. İçi yemyeşil, dışı kıpkırmızı gözlerine. "Zaten senden de hiçbir zaman karşılık alamadım. Beklediğim zaman bile." Omuz silktiği zaman devam etti. "Artık önemi yok. İlişkin var ve ben bunu bile bile yanında durmak isteyecek değilim." Ardından cebinden küçük bir kağıt parçası çıkardı ve uzanıp elimi kavradı; avcuna elimi yasladığı zaman kağıtı bana verdi ve elimi kapattı.
"Merak etme resmini çizmedim." dedi. Gözlerimi devirerek güldüm. "Bunu sana veriyorum fakat şuan okuma, üzerindeki tarihte aç oku. Söz ver. Sözünü tutacağını biliyorum." Kafa karışıklığıyla başımı salladığım zaman devam etti; "Fulya'yla oku." Kağıtı cebime attığım zaman hiçbir şey söylemedim.
Gidiyor muydu acaba? Aklınca ikimizle de vedalaşıyor muydu?
On iki ocak.
"Peki o halde." dedim ayaklandığım zaman. Bana baktı ve benim gibi ayağa kalktı. "Görüşürüz mü demeliyim?" Sedef yarım ağızla güldüğü zaman, "Galiba hayır." diye mırıldandı. Başımı salladım. O'ysa bana doğru bir adım attı; ardından beklemeden kolları, bedenimi hafifçe sardığı zaman hiçbir şey yapmadım. Şuan bana sarılıyordu fakat kolları öylesine gevşekti ki, sanki kollarının arasında kırılacaktım.
"Görüşemeyeceğimizi biliyorum." dedi bana doğru. Ardından kollarını biraz sıkılaştırdı. "Artık umut bile etmiyorum. Ama içimde sensizliğin burukluğu var. Biraz da pişmanlık." Avuç içimi sırtına yasladım. "Seni gördüğüm an yaklaşmadığım için pişmanım." Ardından kollarını benden ayırmadan başını omzumdan çekti ve kafasını hafif arkaya eğip yüzüme baktı; yeşil gözlerinde yatan duyguyu anlamadım. "Görüşmeyeceğiz ama yine de görüşürüz Beste." dedi bana doğru. Bense gözlerimi bir kaç kez kırpıp başımı salladım ve avuçlarımı onun sırtından çektim.
"Görüşürüz." dedim kısık bir sesle. Ardından daha fazla orada durmadan yanından ayrıldım.
Hiçbir şey anlamamıştım.
Yeni kitabıma bakın⭐
ŞİMDİ OKUDUĞUN
12.12 (gxg)
Chick-Lit"Cesur olmak her şeyi kazanmak, korkak olmak koca bir hayatı kaybetmek demekti." 12.12.21
