4.1

397 26 7
                                        

Beste'den, bir kaç gün sonra.

Yabancı olduğum bu evde, Fulya'ya beraber tek başımıza oturduğumuz zaman ikimizin de hissettiği acı belki de ilk defa aynıydı.

Yeteri kadar toprak olmayan yerlerde bile büyür çiçek. Kök salır, yetişir, zamanla yapraklarını çıkarır, en sonunda kendisini gösterir herkese. Renk renk yapraklarıyla, o susuz, güneş görmeyen yerden; bir kaldırım kenarından hayata direnir, onu bir rakip olarak görür, savaşır ve kazanırdı. Kaderinin baştan sona yazılmış olmasına rağmen savaşması gerektiğini bilirdi. Hayatın düzeni böyleydi ve ona göre yaşamını sağlamak, nefes almak gerekiyordu.

Yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgiyi kabullenmek gerekiyordu.

Sedef'in yaptığı yanlışı yapmamak gerekiyordu.

Dakikalardır aramızda olan sessizliği boazarak, "Arkasından," diye mırıldandım ve burnumu çekerek devam ettim. "Ağlayacak bir kimsesi yok mu?" Fulya kızarık gözlerle bana baktığı zaman derin bir nefes aldı. Cebime sıkıştırdığım mektup bana ağır gelirken, "Yok." dedi kısık bir sesle. "Olsaydı bilirdim." Sedef'in evinde, Sedef'in odasında, parkenin hemen üzerinde oturmuş, sessizce etrafı izlerken bize eşlik eden tek şey, gözlerimden süzülen sessiz yaşlardı.

Gözlerimi kaldırarak etrafa baktım; o kadar soluk ve iç karartıcı bir odası vardı ki, odasına renk katan tek şey duvarlarına astığı, kendisinin çizmiş olduğu resimleriydi. Kalemleri, defterleri, kulaklıkları, masasına döktüğü kağıtlarıydı; gitse bile kendisi hâlâ burada gibiydi.

Burnumu bir kez daha çektiğim zaman önümde oturan, bacaklarını kendisine toplamış, kollarını gövdesine sarmış, başını da duvara yaslamış, tavanı izleyen Fulya'ya kaydı. Sessizce oturuyor, yutkunuyor ve konuşmuyordu; konuşmaya hakkı yokmuş gibi davranması benim canımı sıkmıştı.

Diliyle dudaklarını ıslattığı zaman, "Garip," dedi. "İnsanın inanası bile gelmiyor.. Daha bir kaç gün önce birlikteydik ve şimdi, onun nefes almadığı üçüncü gün oldu." Ağır ağır yutkunduğu zaman devam etti; "Bana anı kutusunu verdiği zaman her şeyi anlamalıydım, Sedef benimle kolay kolay konuşmaz, beni yanına çağırmazdı." Ardından başını iki yana salladı. "Suçlu hissetmiyorum. Ama suçlu muyum? Bilmiyorum." dedi. "Seneler önce Sedef, benim oturduğum gibi bu odada oturup, annesinin intiharında suçlu olup olmadığını düşünüyordu. Şimdi de ben düşünüyorum."

Anında kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. "Suçlu olan birisi varsa bu benimdir." dedim. "Mektubu bana verdi, yanında açıp okusaydım, belki de şuan nefes alıyor olacaktı." Fulya gözlerini izlediği tavandan ayırmazken, "Saçmalama." dedi. "Nereden bilebilirdin? Ayrıca okudun diyelim, intihar etmemesi için başında nöbet mi tutacaktın Beste? Kafasına koymuş, yapardı. Annesinin kaderini kızları yaşar derler, annesinin yıldönümünde, annesinin yaptığını yaptı. Ayrıca," dedi ve yutkundu. "Aklı başında olduğuna inanmıyorum. Bağımlıydı."

"O zaman sende kendini suçlama." dedim hemen. "Bana söylediklerini kendine de söyle. Senin bir suçlu bile yok. Hem olsa ne olacak ki?" Sesimi kıstım. "Artık, o yok." Sessizleştiğimiz zaman ellerimi, Fulya'nın yanına koymuş olduğu büyük kutuya attım. Bu Sedef'in Fulya'ya vermiş olduğu anı kutusuydu; bu onların çocukluğu ve gençliğiydi.

Kapağı açtığım zaman içine baktım; ilk dikkatimi çeken ikisinin de küçükken çizdiği resimler oldu. "Bunları hâlâ saklıyor muydu?" diye sordum hepsine teker teker bakarken. Fulya omuz silkti ve "Onların dokuz, on senesi vardır. Ben atar sanmıştım." dedi. Ardından kağıtları bir kenara koyup kutuya bakmaya devam ettim. İçinde anahtarlıklar, küçük oyuncaklar, kalemler, konser biletleri, sigaralar, küçük bir kar küresi, kitap ayraçları vardı.

12.12 (gxg) Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin