Bölüm 10

4 1 0
                                    


Merkezi Yönetim tarafından dağıtımı yasaklanan ancak Egonya içerisindeki ayrılıkçı güçlerin sesi olarak bilinen "Karanlıktan Aydınlığa" adlı gazetede "Manohitra" takma adı ile köşe yazıları yazan yazardan alınan bir makale.

Bugün de hayatımız boyunca yaşadığımız alelade günlerden biri. Nasıl dün sabah mahallenin bakkalı yine aynı saatte kalkıp dükkânını açtıysa, nasıl doktorlar hastanelerde yine aynı saatte hastalarına bakmaya başladıysa, bu gün de hepimiz için sabahın erken saatlerinden itibaren monoton hayatlarımızı yaşamaya çalıştığımız bir gün olacak. Burada asıl olan şey, yönetim şekilleri ne kadar değişikliğe uğrarsa uğrasın, halk yapmak zorunda olduğu şeyi yine yapmaya devam edecek. Yönetim değişikliklerinden dolayı oluşabilecek ideoloji çatışmaları esnasında, sadece ve sadece yapmakta olduğumuz şeylerdeki izlediğimiz yollar, şeklen farklılığa uğrayacak.

Bundan otuz yıl öncesine baktığımızda ülkemizin ne kadar kötü ve yaşanılamaz bir dönemden çıktığını hatırlayarak ülkemizin şu andaki durumunun çok güzel olduğunu, o günlere kıyasla ne kadar rahat bir ortamda yaşadığımızı düşünmek için çok da haksız sayılmayız. Sokakta yürürken karşılaştığımız herhangi birini çevirip de "yaşantıdan memnun musunuz?" tarzında bir soru yönelttiğimiz zaman duyacağımız cümle büyük ihtimalle "tanrı bize bir daha o günleri göstermesin!" olacaktır.

Peki, ülkenin geçmişi hakkında değerlendirme yaparken referans noktası olarak bundan otuz yıl öncesi yerine kırk ya da elli yıl öncesini alsaydık ne olurdu?

Biraz uğraşıp –hiç sanmıyorum ama- o günleri hatırlayabilen nadir insanlardan birisini bulabilsek, anlatacakları sayesinde, belki de son zamanlarda özgürlüklerimizin ne kadar kısıtlandığı hakkında güzel bir yorum duyabilme şansına sahip olabilir, yaşam kalitemizi daha objektif bir şekilde değerlendirebilirdik. Ancak böyle bir imkânımızın olmamasından dolayı son birkaç yıldır merkezi yönetim tarafından toplum üzerinde kurulan baskı hissedilir hale gelmesine rağmen kimse özgürlüklerinin kısıtlandığının farkındaymış gibi davranmıyor.

Maalesef toplumun içinde aydın olarak anılan insanların en basit konular hakkında dahi yorum yapabilme gücü kalmamış durumda. Merkezi Yönetim "İlk Gün" sonrasında uygulamaya koyduğu "Aptallaştırma ve Kontrol Altına Alma Politikası'nın" meyvelerini toplamaya başlamış durumda. Bu sayede toplum, Merkezi Yönetim'in kendisine sağladığı tüm hakları bir nimetmiş gibi algılıyor ve içinde yaşadığı sanal dünyanın en ufak bir karşıt ses yüzünden yok olacağı korkusunu yaşıyor.

Ancak her ne kadar, toplumun üzerinde kurulan bu gizli ya da aleni baskı, amacına ulaşmış gibi görünse de yetişen yeni nesilin sahip olduğu potansiyel beni gelecek için umutlandırıyor.

Yapılan bu gizli baskıyı örnekler ile anlatmak istiyorum. hiç dikkat ettiniz mi? Her sabah gazete diye satılan o paçavraların içini açtığınız zaman karşılaştığınız şey ardı ardına uzanan ve sonu gelmeyen rakamlar oluyor. İnsanların beyni okunamayacak uzunluktaki rakamlar ile o kadar fazla dolduruluyor ki kimse o rakamların doğruluğunu sorgulayabilecek gücü kendisinde bulamıyor.

"Bugün merkezi yönetimin yol ekipleri tarafından 300 metre yol tamir edildi" başlığı ile yapılan bir haber sizin için gerçekten ne anlam ifade etmekte? Ya da merkezi yönetimin bir gün içerisinde dağıttığı 4386 tane ekmek bizi ne kadar muasır medeniyetler seviyesine ulaştırabilir? Asıl anlatmak istediğim, zaten bizi yöneten yöneticilerin yapması zorunlu olan işler değil mi bu işler? Yapılması gereken ve bunun için görevlendirilen insanların yaptığı işlerin neden bana bir lütufmuş gibi tekrar tekrar reklamının yapılması gerekiyor?

Hele ki üzerimize dolaylı yollarla bu kadar büyük bir vergi yükü yüklenmişken, yani üstüne üstlük bana yapılan bütün hizmetlerin parası peşinen şahsımdan tahsil edilmişken!

Son dönemde yaptığım bir araştırma sonucunu sizinle paylaşmak istiyorum. Merkezi Yönetim tarafından görevlendirilen Şehremaneti'lerin topluma verdiği hizmetlerin maliyeti, sırf "Bu hizmetleri sizin için getirdik!" diye yapılan reklamların maliyetinin yarısı kadar. Yani bu Şehremaneti'ler benim verdiğim verginin üçte biri ile yolları tamir ederken, diğer üçte ikilik kısmı ile, bana benim sayemde yapılan işin reklamını yapıyor.

Peki, ben kendi kendime neden bu kadar çok reklam yaptırıyorum? "İlk Gün" sonrasındaki yirmi beş yıllık dönem içerisinde, gerçekten, toplumun daha iyi yaşam şartlarında yaşayabilmesi için ne yapıldı?

Evet, kabul ediyorum otuz yıl önce evimize götürecek ekmek bulmak dahi imkânsıza yakındı. Merkezi Yönetim'in ilk icraatlarından biri de temel gıda ürünlerini ücretsiz ve karneye bağlı olarak dağıtmaya başlaması olmuştu. Evet, bence o dönemde toplumun hızlı bir şekilde kendisini toparlayabilmesi için yapılabilecek en mükemmel hareketlerden birisiydi bu. Fakat ilerleyen yıllarda yönetim, verdiği bedava ekmeğin parasının dört mislini dolaylı vergi olarak almaya başladı. Yani benden hem ekmeğin parasını, hem "sana ekmek verdim!" diye yaptığı reklam bedelini, hem de kendi yediği ekmeğin hatta peynirin maliyetini tahsil ediyordu.

İşin kötü tarafı ilk başlarda kimsenin bu duruma karşı sesini çıkarmaması normal olarak karşılansa da, üzerinden geçen yirmi beş yıl sonunda, hâlâ kimsenin bu duruma isyan etmemesi beni toplum adına umutsuzluk içine sürüklüyor.

Maalesef toplumun büyük bir kısmı geçmişi hatırlayarak, o günlere geri dönmekten korkuyor, geriye kalan kısım ise içinde bulunduğu durumun farkına dahi varamıyor.

Diğer bir örneğe gelirsek, "İlk Gün" sonrası eğitim sistemi belki yirmi defa değişikliğe uğratıldı. Empati kurmaya, bir noktaya kadar anlamaya, hak vermeye çalışıyorum. Eğitim sistemi için yepyeni bir yapılanmaya giderek bir devrimi gerçekleştirdikten sonra sistemin içerisinde oluşan hataları fark ederek tekrar sil baştan her şeyi düzeltmeye çalışmak çok mantıklı bir durum.

Peki, arkadaşım sen aynı hatayı nasıl yirmi defa tekrarlayabiliyorsun? Ayrıca sen bütün eğitim sistemini değiştirecek kadar büyük bir hata yaptığını, değişiklikler arasındaki süreyi göz önünde bulundurursak, bu kadar kısa bir süre içerisinde nasıl idrak ediyorsun?

Eğitim sisteminde yapılan bu kadar çok değişikliğin tek bir nedeni olabilir. Merkezi yönetimin aldığı kararları sorgulamayan, her söylenene "başımızdaki büyüklerimiz daha iyi bilir" diye cevap veren geri zekâlı bir nesil oluşturarak toplumu kontrol altında tutmak için tabii ki. Çünkü cahil kalmış, sorgulamayan bir nesil, sonunda sadece mevcut yönetimin menfaatleri doğrultusunda hareket edecek ve yönetimin yaptığı hiçbir hatayı görmeyecektir!

Eğer toplum olarak birlikte hareket edip, elimizde kalan son aydın gençler sayesinde, bir başkaldırı gerçekleştiremez ve bu düzene bir "Dur!" diyemez isek yakın zamanda çok geç kaldığımızı fark edeceğiz.

Daha doğrusu fark edemeyecek kadar aptallaşacağız!

Toplum olarak bize düşen görev, elimizde kalan ve geleceğimizi emanet edeceğimiz son aydın genç beyinlere sahip çıkmak ve bu sayede geleceğimizi kurtaracak olan yepyeni bir genç nesilleri yetiştirerek, ülkemizi bu karanlık dönemden kurtarmak olacaktır. Birlik ve beraberlik içerisinde, içine düştüğümüz bu kör kuyudan çıkmak için elimizden gelen her desteği vermek zorundayız. Eğer birlikte hareket etmeyi başaramazsak, çok yakın bir gelecekte çocuklarımıza bırakabileceğimiz bir ülke bulamayacağız.



Aykırı

Belediye

KAYIP DEVRİMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin