Bölüm 15

3 1 0
                                    

"Mahala ARONSKY'nin kendi el yazısı ile tuttuğu günlüğün günümüze ulaşan kısımlarından alınmıştır."

"Ben bu konuyu ciddi bir şekilde düşüneceğim" cümlesini kurduktan sonra, cümlenin arkasına herhangi bir şey eklemek için dahi takatim yoktu. Yavaş adımlar ile masadan kalkarak, Azra'ya hazırladığı kahvaltı için teşekkür ettikten sonra ayakta duramayacak kadar yorgun olduğumu söyleyerek odaya çekildim.

Kızıl saçlarından haddinden fazla etkilendiğim, belki de hayatımda gördüğüm en güzel ev sahibesi olan Azra'nın hazırladığı kahvaltı ise kendisi kadar güzeldi. Akilah'ın, normalde insanın feleğini şaşırtması gereken o ciddi konuşması esnasında, beynimi etkisi altına alan açlık hissi, gözlerimi resmen kör edip, midemde oluşan boşluk yer yer konuşmadan uzaklaşmama neden olduğundan, konuştuklarımız aklıma tam olarak yerleşmemişti. Evet! Akilah ile saatlerce konuştuk. Ancak odaya geri dönünce aklıma ilk gelen şeyin, masada yarım bıraktığım yumurtanın yağ ile kızarması ile oluşan aromanın ağzımda bıraktığı tat olması, Akilah'ın belki de ülkenin kaderini değiştirecek olan planlarını anlatışı aklıma geldiğinde kendi kendime kızmama neden oldu. Arada atladığım bir şey olabilir diyerek keşke kahvaltı yaparken değil de kahvaltı bittikten sonra bu ciddi konuşmayı yapsaydık diye iyice hayıflandım.

Belki Akilah'ın beni tatmin edebilecek cümleleri sarf etmemesi beynimin bu kadar olaya uzak kalmasına neden olabilirdi. Sonuç olarak benim Akilah'tan beklentim, toplu bir demokratikleşme, tam olarak sözlük anlamının karşılığı olan bir özgürlük ortamının ortaya konması idi. Ancak Akilah bana, ülkenin gidişatı hakkında bir şeylerin değişmesi gerekliliğinden çok, değişmeyen bir sistemin içerisinde bulunan bir kadro içerisine kendi oyuncularını sokabilmekten bahsetti.

Konuşmamızın üzerinden neredeyse 12 saat geçtikten sonra bile Akilahın kafasında kurguladığı planları kabullenemeyip, anlamak için uğraşmak dahi istemiyordum.

Ancak üzerinde ne kadar uzun düşünmeye çalışsam ve Akilah'ın çizdiği yol haritasına karşı çıksam da başka çaremin olmadığının da farkındaydım. Akilah'ın planlarının tamamına katılmıyor değildim. Mesela, kökten bir düzeni değiştirmenin bir gecede olabilecek bir iş olmadığı hakkında ikimiz de hemfikirdik. Önemli olan öncelikli olarak yönetime sızmak, başarırsak yönetimi kontrol almak ve en sonunda ise kontrol altına alabildiğimiz yönetim içerisine ufak müdahalelerde bulunarak, hayalimizde kurguladığımız o yönetim şeklini hayata geçirebilmek olacaktı.

Topluca bir hayata geçmesi neredeyse imkânsız bir ütopyaya ulaşmaya çalışıyorduk.

Akilah ile düşüncelerimizin ayrıştığı yer ise, ben ulaşılamaz olanı istiyor, Akilah ise ulaşabileceği şeyleri hayal etmeyi tercih ediyordu.

Odanın içerisinde kafamdaki düşünceleri ölçüm tartmaya çalışırken, bir anda kendimi geçmişim ile yüzleşirken buldum.

Çocukluktan gençliğe geçtiğim dönemde, babamın aslında evden geceleri çok fazla dışarıya çıkmayıp kötü olarak nitelendirdiği işlere bulaşmamam için aldığı, ucuz küçük bir teleskop aklıma geldi. Babam bana her zaman teleskopun o ufacık deliğinden bakarak, hiçbir zaman ulaşamayacağım uzak diyarları keşfetmem gerektiğini ve o uçsuz bucaksız evreni keşfettikçe hayata olan bakış açımın sınırsızca genişleyen o evren gibi durdurulamaz bir şekilde genişleyeceğini söylerdi. Babamın düşüncesine göre uzay, uçsuz bucaksız bir kumsal ve biz o kumsalın en değerli kum tanesiydik. Babam bana bir taraftan ne kadar değerli olduğumuzu söylerken, bir taraftan da aslında evrendeki küçüklüğümüzü fark ettikçe ne kadar değersiz olduğumuzun farkına varabilmemi sağlamaya çalışırdı.

Babam o ucuz ve basit teleskop ile eve geldiğinde, büyük bir heyecanla kutusunu açıp ve hemen kurmaya koyulurken, teleskop ile tanışmamın daha ilk saatlerinde ilk hayal kırıklığımı yaşadım. Benim aklımdan geçen, uzun uğraşlar sonucu kurmayı başardığım o büyük oyuncak sayesinde saatlerce hatta günlerce evreni seyredecek, uçsuz bucaksız diyarların içerisinde yepyeni dünyalar keşfedecekken, gökyüzünü izlemeye başlayıp, teleskopun elverdiği bütün gökyüzünü incelemem on dakika dahi sürmeyince büyük bir hayal kırıklığına sahip olmuştum. Daha uzaklara bakabilmek için daha büyük, daha kaliteli bir teleskopa ihtiyacım olduğu aşikârdı, ancak bu kötü teleskop dahi benim bu durumdan güzel bir ders almama yetmişti.

Hayatımın belki de hatırlanamayacak kadar kısa kısmını işgal eden bu süre zarfında, bize en yakın görünen gezegene, değil ulaşmamız net olarak incelememizin bile imkânsız olduğunu anladım. Teleskopun bana gösterdiği o en yakındaki dünyalara nesiller sonra gitmek dahi imkânsızdı. Uzayda belki de dünyanın üzerindeki tüm kumsallarda bulunan kum tanelerinin toplamından daha fazla yıldız vardı ve yıllar önce gönderilen olan ilk radyo frekansının, ışık hızında hareket etmesi durumunda bile, içinde bulunduğumuz galaksiyi terk edebilmesi için yüzyıllar hatta binyıllar gerekmekteydi.

Yaşadığım bu küçük tecrübe sonunda, geceleri ne zaman kafamı kaldırsam insanoğlunun evren içerisindeki hiçliği aklıma gelir, insanoğlunun uğrunda çıkardığı kavgaların ne kadar boş şeyler için olduğunu düşünürüm.

Gücü elinde tutan bütün insanların hayali dünyayı ele geçirmek iken, aslında o ele geçirmek istenen dünyanın dahi bu kalabalık evren içerisinde ifade ettiği anlamın üzerime konan bir toz tanesinin bana ifade ettiği anlam kadar bile olmadığını anlar ve kendi kendime hayıflanırım.

Tek başıma odada daha fazla vakit geçirmeye başlayıp kendi kendimi devamlı olarak sorgular hale gelince, yaşamın o mükemmel kurgulanan döngüsü hakkında kafa yormaya başladım.

Her insan gibi doğuyor, yaşıyor ve ölüyorduk. Neden doğduğumuz, neden yaşadığımız ya da neden öldüğümüz hakkında hiçbir bilgiye sahip değildik. Beynimizin sınırlarını aşmaya çalışıyor ancak dünya üzerindeki en güçlü beynin dahi beceremediği gibi hayatın anlamını çözebilmek için ne yapmamız gerektiğini dahi bilemiyorduk.

Hayata gözlerini daha yeni açan, belki de hiçbir zaman sahip olamayacağım küçük bir bebek geliyordu gözümün önüne. Yürümeye çalışan, her denemesinde tekrar tekrar düşen ve tekrar tekrar denemeye devam eden bir küçük sevimli bir bebek. Evrendeki hiçliğimiz hakkında hiçbir fikri olmayan, hayatın anlamının ne olduğu konusunu zerre kadar umursamayan bir bebek. O bebek yürüyebilmeyi öğrenebilmek için neredeyse iki yüz defa düşmek zorundaydı. Her defasında düşecek ve her defasında yürüyebilmeyi denemek için tekrar ayağa kalkmaya çalışacaktı ki sonunda yürümeyi başarabilmeliydi. Eğer o bebeğin herhangi bir fiziksel engeli yoksa hiçbir zaman yürümeye çalışmaktan vazgeçmeyecek ve eninde sonunda yürümeyi başaracaktı. O bebeğin o an için tek derdi şimdi hepimize çok basit gelen olan yürümek eylemini hayata geçirebilmekti.

Kaybettim. Hem de defalarca kaybettim. Okulda girdiğim sınavı, önce babamı, sonra bütün ailemi, paramı, kariyerimi, sağlığımı kısacası her şeyimi kaybettim. Ne yaparsam yapayım ne kadar uğraşırsam uğraşayım kaybetmeye devam ediyordum ve gelecekte de kaybetmeye devam edecektim.

İdeallerim vardı. Oturup günlerce düşündüğüm, defalarca tartıştığım bitmek bilmeyen ideallerim vardı. Evet, sahibi olduğum ideallerim aslında koca evren içerisinde tam anlamı ile bir hiçti. Ancak bir bebeğin yürümeye çalışması kadar da önemliydi benim için. Daha bir bebek gibi iki yüz defa da düşmedim. Biliyordum en sonunda azmedecek ve iki yüz defa düşecek de olsam, sonunda yürümeyi başaracak, sonunda hayalini kurduğum ideallerime ulaşacaktım.

İdealsiz ve hedefsiz kalmak, bir insanın yapabileceği en büyük aptallıktı. Baştan kabullenmek, kaybetmekti. İnsan daha savaşmadan kaybedecekse yaşamasının ne anlamı vardı?

Bu nedenle başıma ne geleceğini bilsem de, insanlar tarafından ne gibi emeller için kullanılacağımı fark etsem de kendi ideallerim için savaşmama belki de ümitsizce olanak tanıyan Akilah'ın teklifini tereddütsüz olarak kabul etmeye karar verdim.


KAYIP DEVRİMHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin