Dilay dikkatinin tamamıyla yola vermiş, Koray'ın bakışlarının bilincinde sessizce arabayı sürüyordu. Biran önce bu işi bitirip evine dönmek istiyordu. Yine de bu adamın bakışlarındaki soğukluk aklına geliyordu inatla, tıpkı kendi bakışlarındaki gibi...
Koray ise gözlerini Dilay'dan hiç ayırmadan bakıyor ve düşünüyordu. Bu kızın amacını, az önceki telefon görüşmesini... Dahası bu yüz, bu soğuk, cansız bakışlar, vurdumduymazlık, ilgisizlik... Hiçbir kadından daha önce görmediği tavırlardı bunlar.
"ev adresini verirsen; seni oraya bırakayım" dedi, en donuk haliyle Dilay.
Bu sözüyle bir anda Koray'ın kendine gelmesini sağladı. Tüm kadınlar aynıydı, bunu hiçbir güç değiştiremezdi.İşte niyetini belli etmişti sonunda.
"Sana güvenmiyorum" dedi, Koray bakışlarını diğer yana cama çevirirken.
Koray da, en az Dilay kadar ilgisiz ve soğuk davranıyordu. İki koca buz kütlesi karşı karşıya gelmişti sanki. Bilmedikleri bir şey varsa, çarpışan iki kütle buzdan da olsa; aradaki sürtünme ile erirdi. Ve onlar arasındaki çekim henüz onlar farkına varamasa da başlamıştı.
"İyi o zaman, uygun bir taksi durağında bırakırım seni" dedi, Dilay.
Dilay ne Koray'a bakıyordu ne azıcık olsun ilgili davranıyordu. O yapacağını yapmış, kendini ve yeteneklerini ispatlamış ve evine dönmek istiyordu. Koray'sa Dilay'ın bu tavrıyla merakını gidermek için konuştu;
"Levent... Levent'e gideceğiz" dedi.
"Peki" diye yanıtladı Dilay en soğuk tavrıyla.
Kısa bir süre sessizlik oldu. Koray başını yasladığı yerden gözlerini Dilay'a dikmiş izliyordu. Sessizliği bozmak, bu garip kadın hakkında bir şeyler öğrenmek ya da onu tanımak istedi. Ve aklına gelen soruları bir bir sormaya başladı...
"Kimsin sen?" diye sordu, direk ve en net haliyle. Lafı dolandırmaya ya da kalabalık etmeye niyetli değildi. Aklındaki soruların cevaplarını öğrenmek için az zamanı vardı ve derhal hepsini sormalıydı.
"Şans eseri o fabrikanın önünden geçen yardım sever biri diyelim" dedi, alaycı bir tavırla.
"Ne kadar duyarlısınız böyle, hem de hayatınızı tehlikeye atacak kadar duyarlı öyle mi?"
"..."
"Ne iş yaparsın?"
"Önemli mi?"
"Evet, önemli! Hayatımı kurtaran kişiyi tanımak istememin ne sakıncası olabilir ki?"
"Gereksiz bir merak bu"
"Özel timde çalışıyorsun değil mi?"
"..."
"Hangi birimdesin?"
"..."
"Senin gibi bir kız için zor olmuyor mu böyle tehlikeli işler?"
"..."
"İlerden sağa döneceksin" diyerek yönü tarif etmek için sorularına ara verdi.
Dilay yine karşılık vermeden söylenen yola saptı. Sıkılmıştı zaten, sorulardan, vermesi beklenen cevaplardan ve bu yolculuktan. Derin, sıkıntılı bir iç çekti.
"..."
"Hep böyle misindir? Sorulan soruları cevaplama zahmetinde bulunmaz mısın?"
"..."
"Duvara sorsam bu kadar soruya yanıtsız kalmazdı sanırım" dedi, hafif bir tebessümle.
"Çeneni kapatacak mısın? Yoksa ben mi kapatayım" dedi, Dilay sinirle.Sıkılmıştı iyiden iyiye. Bu kadar çenesi düşük biri olacağını bilseydi yolun başında sepetlerdi adamı ya neyse.
"Anlaşıldı konuşmayı pek sevmiyoruz" dedi, Koray duymazdan gelerek.
"sadece gerektiği zamanlarda" dedi ve geldiği yol ayrımı için "ne taraftan?" diye sordu.
"sol" diye cevapladı Koray.
Ve bir daha yolun gidişatından başka konuşmadılar. Dilay; Koray'ın tarif ettiği yalının önüne kadar sürdü arabayı sonra kapıdaki korumalara Koray'ı teslim edip evinin yolunu tuttu.
"Koray Bey! Koray Bey iyi misiniz?"
"iyiyim" dedi, son defa arabasına binip gaza basan Dilay'a bakarken. Doğru söylemişti, onu kurtarmış ve evine getirmişti. Kimdi bu kurtarıcı melek? Şimdi daha çok meraklanmıştı, ona dair ne varsa öğrenmek istiyordu ya da bir daha görüp bu anları anımsamamak. Arabada kendisini terslemesi, adam yerine koymayıp cevap dahi vermemesi... Hem kızmıştı hem de diğer kadınlara benzemediği için ilgisini çekmişti.
"Anneniz, babanız sizi çok merak ettiler efendim. Hepimiz çok endişelendik"
Koray korumaların yardımıyla evine götürüldü. Kapıda onu gören anne ve babasının içine düştükleri duygusal yoğunluk görmeye değerdi gerçektende.
"Oğlum, kara böceğim" diye sevinirken Melek Hanım, oğlunun hırpalanmış yüzünü görünce şok olmuş "hiih... Ne yaptılar kuzum sana böyle" diye ağlayarak sarılmıştı biricik oğluna.
"İyiyim annem, merak etme, daha da iyi olacağım" dedi, annesine sarıldıktan sonra babasının kolları arasında buldu kendisini. Otuz iki yaşına gelmişti ama hala annesiyle babasının minik bebeğiydi sanki. Her anne baba için böyle değil miydi zaten? Çocukları ne kadar büyürse büyüsün kabullenmezlerdi. Hele birde tek çocuksa, kıymetine kıymet ekleniyordu sanki.
"Oğlum" dedi babası, içleri dağlayan bir sesle yine de Melek Hanıma göre daha dirayetliydi "kim yaptı bunu sana?" diye sordu.
"Boş ver baba; kimse kim! Sonuç asla değişmeyecek. Ben bu ihaleden vazgeçmeyeceğim" dedi, kendinden emin.
"Peki, nasıl kurtuldun ellerinden, nasıl bıraktılar seni?"
"Özel timden biri kurtardı, sanırım Ekrem amcanın bu işte parmağı vardı. Sonra da bıraktı beni buraya" dedi, bir an Dilay'ın buz gibi keskin, mavi bakışları geçti gözünün önünden.
"Evet, Ekrem'e haber etmiştim, sağolsun" dedi, timdeki hesaplardan habersizce.
"Benim adıma da teşekkür et lütfen" dedi ve odasına gitmek için yeltendi ama annesi karşı çıktı;
"Güzel oğlum, kara böceğim dur nereye bu halde? Hastane, hastaneye gidelim hemen"
"Herek yok anne, şimdi birde hastane de doktorlar ve oradaki polislerle uğraşamam" diye kestirip attı "hem zaten beni kurtaran arkadaş pansumanda yaptı sağolsun" dedi, soğuyuvermişti yine sesi.
Dilay'ın soğuk bakışları gitmiyordu gözünün önünden. En nihayetinde o da bir kadındı işte. Koray söz konusu kadınlar olunca tüm mantığını yitiriyor ve güvensizliğiyle kalın ve yüksek duvarlar örüyordu.
Odasına girip ağır hareketlerle soyundu ve banyoda jakuzinin içinde geçecek birkaç saatlik rahatlama, dinlenme isteğiyle kendini sıcak suyun içine teslim etti. Suyun içine uzanmış rahatlamaya çalıştıkça daha çok geriliyordu. Gözlerini kapar kapamaz yine aynı bakışları buluyordu karşısında, aynı ifade, aynı soğukluk...En nihayetinde bir kadındı işte bu kadar aklını kurcalamasına izin vermemeliydi.
Bölüm Sonu
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DAVETSİZ GELEN
Romanceİki deli fırtına, iki deli ruh, Koray ve Dilay''ın sevdası hiç kolay olmadı. Biri fırtınaydı diğeri kasırga, Biri delice akan nehir diğeri çağlayan. ......... Kalbine davetsizce giren okyanus gözlü kızı seyrediyordu her gece olduğu gibi. Buzd...
