İki deli fırtına, iki deli ruh, Koray ve Dilay''ın sevdası hiç kolay olmadı.
Biri fırtınaydı diğeri kasırga, Biri delice akan nehir diğeri çağlayan.
.........
Kalbine davetsizce giren okyanus gözlü kızı seyrediyordu her gece olduğu gibi. Buzd...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Hayat ona çok mutlu bir çocukluk sunmuştu. Bütün çocukluğunu kendisine idol edindiği babasından bir şeyler öğrenmeye çalışarak geçirmişti birçok konudaki üstün yeteneği hep ilgi çekiyordu, hatta hep çocukluğundan bu yana hayalini kurduğu baba mesleğine on altı yaşında kabul edilmiş, 20 yaşına kadar bir sürü özel eğitimden geçirilmiş ve babasına layık, çok başarılı bir görevli olmuştu.
"Keşke hep çocuk kalabilseydim. On altı yaşından öncesinde kalsaydı herşey olduğu gibi" dedi içten içe. Hayatın yükünü göğüslemeden tek derdi mahallenin minyon tipli ufak tefek dünyalar güzeli kızını güzelliğini ve zekasını çekemeyen ağzı bozuk kızlardan korumak olsaydı. Çocukluk arkadaşını düşününce dudaklarına yerleşen gülümsemeye özlem de eklendi.
Babasının önceki görev yeri Kayseri'de olunca bir süre orada kalmışlardı. Taşındıkları mahalledeki okula kaydını yaptırmışlardı. Bir gün okula gittiğinde görmüştü İlk Nur'u kahverengi saçları beyaz teni gri yeşil gözleriyle o güne kadar gördüğü en güzel kızdı. Kendinden bir yaş küçük olmasına rağmen okula başlamadan okuma ve yazmayı bildiği için erken başlamıştı okula. Daha ilk derste kızın zekası da diğer bir çok özelliği gibi ön plana çıkarmıştı onu Dilay'ın gözünde. Kızın kendine göre daha küçük ve kırılgan görüntüsü ablalık duygularını körüklemişti. Henüz bir yaşında olan kız kardeşi gibi.
Teneffüste kızın imdadına yetişmiş ondan sonra da arkadaş olmuşlardı. Bir sokak mesafede oturuyor olduklarını bilmek de çok mutlu etmişti ikisinide.
Çok arkadaş edinen biri değildi. Babasının işi dolayısıyla sürekli dolaştıklarından birilerine bağlanmak hiç akıllıca gelmeyiyordu çünkü.
Babası bir gün sanırım buraya yerleşiriz artık emekli oluncaya kadar gitmem başka bir yere dediğinde Dilay da kendince ömrü boyunca unutmayacağı dostluklar kurmaya karar vermişti. Taki liseye başlayana kadar. O yaz kararını vermişti babası gibi olacaktı. O zaman gönülsüzde olsa babası İstanbul'a tayinini istemişti.
Ne var ki; hayat her zaman cömert davranmıyordu insanoğluna. Bazen istediklerini veriyordu onlara ama sonra karşılığında en olmayacak, en vazgeçilmez olanı istiyordu, hatta istemekle kalmıyor acımasızca çekip alıyordu avuçlarından.
"baba... babaaaa... hayıııııırrrrrrrrrrrr..." diye haykırarak fırladı yataktan, elini yüzüne kapadı, ter damlacıklarını silerken "yine mi ya, yine mi?" dedi, ağlamaklı.
Yine aynı kâbus... Haftalardır her gözünü yumuşunda aynı sahneyle yatağından sıçrıyordu. Etraf kararıyor önce, kan gölüne dönüveriyor sonra her yer. Babasının kanına! Elinden hiçbir şey gelmiyor, soluğu tükenip gözleri kararıncaya kadar koşuyor adamın peşinden. Nafile, yetişemiyor ve her seferinden adamı elinden kaçıyordu. Babasının katili elinden kaçıyordu.
Takvimden her yaprak düşüşünde daha kötü hissediyordu kendini, babasına bir söz vermişti ve hala yerine getirememişti ya da henüz bunu yapmaya hazır değildi.