Bölüm 2

2.4K 86 0
                                        



Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Dilay, merkeze girdiğinden beri geçti sandığı hisler yeniden gelip kendisini bulmuştu. Ne yapmalıydı bilmiyordu Dilay. Tam üç yıl sonra yeniden parçası olmaktan büyük bir gurur duyduğu yerdeydi. Hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Adımını attı ve dışarıdan alelade bir şirket gibi görünen; en mutlu olduğu aynı zamanda hayatının en berbat anlarını yaşadığı, hayatının anlamını babasını kaybettiği merkeze girdi.

Her şey aynıydı, özlediği, unutmaya çalışsa da inatla unutamadığı yerin kanına işleyen kokusunu çekti içine. Elinden gelse tüm hayatını burada seve seve geçirirdi.

Hızla şefin odasına doğru yürümeye başladı, biliyordu eğer biraz daha zaman harcarsa asla çıkamayacaktı buradan. Odanın önüne geldiğinde biran durdu derin bir nefes alıp içeri girdi.

Şefi, babasının en yakını, görev ortağıydı. Dilay'ı görür görmez kalkıp geldi yanına ve sıkıca sarıldı. Sonra da oturmasını sağladı masasının önündeki koltuklara ve kendiside karşısına geçip oturdu.


Zamanı geriye almayı ne çok isterdi şimdi ta üç yıl öncesine, o karanlık güne gidip o anları yeniden yaşamak isterdi. Eğer böyle bir şansı olsaydı babasının izin gününü evde geçirmesini ve kendine verilen göreve onunda gönüllü olarak gelmesine asla izin vermezdi. Belki o zaman o kör olası kurşun babasına isabet etmez ve babası şimdi yaşıyor olabilirdi.

Yaşananların hepsi, babasının ölümü... Hepsi kendi hatasıydı bunu biliyordu, babasından yardım istememeliydi. Bir görev verilmişti ve o küçük çocuklar gibi başaramamaktan korkmuş ve babasından yardım istemişti. İşte en çok bu yakıyordu canını Dilay'ın. O ki her yükü kaldırabileceğini, omuzlarının asla eğilmeyeceğini, başının hep dik kalacağını sanırdı. Ama yanılmıştı işte, hayat onu yanıltmıştı. Keşke insanların hayatlarında 'keşkeler' olmasaydı hiç. Her hatada bir yeni keşke daha ekleniyordu işte geçmişimize. Asıl maharet bunu söylemek zorunda kalmamaktı. O gün bugündür Dilay'ın hayatında yeni bir 'keşke' dilemeye yer yoktu. Bir başkasının yardımına ise asla...


Ekrem Bey Dilay'ın ellerini avuçlarının arasına alarak onun içinde acıların en büyüğünü barındıran deniz mavisi gözlerine baktı ve konuşmaya başladı:

"Şimdi merak ediyorsun bunca yıl sonra beni neden çağırdı buraya diye"

"Evet" dedi kısaca Dilay, daha fazla laf kalabalığı edip konuyu geciktirmenin bir anlamı olmadığını düşünerek.

"Bak Dilay, çok zor zamanlar geçiriyorsun ve kimsenin sana yardım etmesine izin vermiyorsun. Derdini sıkıntını anlatmıyorsun" derken Dilay dayanamayıp kesti sözünü:

"Böyle olması gerekiyor çünkü" dedi ve gözlerini başka yöne çevirip Ekrem Beyin devam etmesi için ona şans tanıdı.

"Peki, Dilay. Sen öyle diyorsan öyle olsun. Zaten seninle konuşmak istediğim konu bu değil" diyerek alttan aldı Ekrem Bey, biliyordu Dilay'ın ne kadar gururlu ve inatçı olduğunu. Bu yüzden onu kırmayacak bir yol arıyordu.

DAVETSİZ GELENBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin