Keyifli okumalar dostlar. Yorum ve votelerinizi eksik etmeyin lütfen.
sevgiler:))
...........
Koray, duygularından, duruşundan, tavırlarından emin bir şekilde yaşıyordu aşkını... Dilay'ın düşüncelerinden emin olamasa da içinde umudu koruyordu ve emin adımlarla onu kazanmaya çalışıyordu. Dilay'a olan aşkını fark etmeyen var mıydı? Peki ya Dilay, o da ayırtında mıydı tüm yaşadıklarının? Farkındaysa ne düşünüyordu? Neden tepki vermiyordu? Tepkisiz kalması hayra mı alametti?
Dilay oldukça güçlü bir anafor tarafından çekilip yutuluyormuş gibi hissediyordu. Var gücüyle dirense de karşı durmaya çalıştığına yetebilecek kadar kuvvetli olmadığının farkına varıyordu. Elinden bir şey gelmedikçe daha çok inat ediyor gibiydi.
Her geçen saniye biraz daha zorlaşır, insanın içine çektiği her soluk ciğerine batar mıydı? Neydi bu yaşananlar, bakışmalar, göz süzmeler, şaşkın âşıklar gibi utanmalar... Sanki az önce, Koray'ın annesiyle tanışacağı için onlarca giysiyi üstüne tutup tutup kenara bırakan kendisi değilmiş gibi bu duruma şaşırmalar... Bu haline kızmalar... Üstelik bütün bu davranışları yeri ve konumunu bilmesine karşın sergiliyordu ve şuanda ki Dilay'ı tanımakta zorluk çekiyordu.
Direnmek çare miydi peki? Direnmezse ikisinin arasında oluşacak bir ilişkinin nereye gideceğini kestirebiliyor muydu? Ya da bu ilişki de kendisini nereye kadar tutabilecekti? Koray'a sevgisini, aşkını sunduğu zaman ne olacaktı? Ya Koray bir süre sonra hevesini alıp arkasını dönüp giderse?
"Varlığın dert, yokluğun yara" diye mırıldandı, bir şarkıda duyduğu gibi...
Bir karar vermeliydi biran önce. Ya duygularının güdümüne bırakmalıydı kendini, sonunu düşünmeden yaşayacaktı aşkı da tutkuyu da... Olacakları zamanla birlikte yaşayıp görecekti, tabi bu olasılıkla yaşadığı mutlu zamanların bedelini en sonunda büyük bir acının kucağına düşerek ödeyecekti ya da daha fazla Koray'ın etki alanında kalmayacak gidecekti buralardan. Bu şekilde kendisine nasıl bir işkence de bulunduğunun en büyük şahidi yine kendisiydi.
Arabaya bindiklerinden beri sessizce kendilerini dinliyorlardı, Koray odada gördüklerini ve hissettiklerini yinelerken Dilay aklındaki karışıklığı çözümlendirmeye çalışıyordu. İçine girilen bu belirsizlik çok daha kötüydü, tıpkı girilen çıkmaz sokaklar gibi ne yana dönsen kapalıydı yollar...
"Suskunsun" dedi Koray, konuşup konuşmamak için tereddüt eder gibi bir hali vardı.
"Düşünüyordum" dedi dalgınca.
"Ne düşünüyorsun?" diye sordu merakla ve bir anda toparlanıp "tabi bir sakıncası yoksa..." diye ekledi.
"Yo, ne sakıncası olabilir ki... Zaten bu kadar yakınındayken senden gizli kapaklı bir iş çevirmem imkânsız gibi" dedi imalı bir ifadeyle ama bu konuşmanın bir sitem ya da serzeniş olmadığını utangaç bir gülümseme eşliğinde hissettirdi.
Koray'da gülümseyerek karşılık verdi;
"Neden hayatında özel biri yok Dilay?" diye sordu, elinde değildi bu soruları sormamak.
"Bilmem sanırım hem duygusallığı kaldırmayan mesleğim hem de sorumluluklarım mani oldu" diye cevapladı, bir an kaçamak bir bakışla Koray'ın gözlerine yöneldi.
"Peki, ne zamana kadar..." derken sözünü kesti Dilay;
"Sorumluluklarım var, geçindirmem gereken bir ailem, okutmam gereken bir kardeşim var" dedi, manilerini sıralamaya başlamıştı ama devamı bakışlarındaki imkânsızlığı belirten bulutlar eşliğinde sessiz bir çığlık olarak gelmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DAVETSİZ GELEN
Romanceİki deli fırtına, iki deli ruh, Koray ve Dilay''ın sevdası hiç kolay olmadı. Biri fırtınaydı diğeri kasırga, Biri delice akan nehir diğeri çağlayan. ......... Kalbine davetsizce giren okyanus gözlü kızı seyrediyordu her gece olduğu gibi. Buzd...
