3.BÖLÜM: KESİŞME...

6.4K 849 25
                                        

Cemre

Sabah altıda yatakhane koridorundaki hoparlörlerden dalgalanan alarmın sesi neredeyse dünyayı uyandırmak istercesine yükselirken, dalarak uyumadığım için uyanmam kolay olmuştu.

O lanet patlama gününden beri geceleri uyumadan çoğu günün güneşini üzerime doğdurmuştum. Ne zaman gözümü kapatsam; kulağıma ya o patlama sesi, ya siyah dumanlar ve her zaman Barış'ın son hali beliriyordu ve o karanlık dünyadan kaçmak için de göz kapaklarımı derinlere hiç kapatmamıştım, bu nedenle de uykuyla aramdaki kavga giderek büyümüştü.

Damla hoparlörün aniden yükselen sesiyle yataktan sıçrayıp bağırarak gözlerini açtığında, uyku sersemi nerede olduğunu algılayamadan ranzanın alt katından hızla doğrulunca başını üst ranzanın demirine epey sert şekilde çarptı.

Onun bağırma sesiyle olduğum yerde sıçrasam da, "Günaydın," dedim gözlerim uykusuzluktan yanıyordu. "Sakin ol! Hoparlör olduğu için ses çok yüksek çıkıyor."

Başını ranzanın üst katına çarptığı için hissettiği acıyla yüzünü buruşturan Damla, "Allah'ım! Korkudan nasıl sıçradım. Ne bu ya?" eliyle alnını ovuyordu.

"O dün ki uyuz çocuk, adı neydi Egemen midir nedir, kesin bugün bunu yaşayacağımızı biliyordu ve sırf korkmamız için söylemedi. Gıcık, kendini beğenmiş kasıntı herif! Resmen bizimle dalga geçiyor, egoist ne olacak!" Sonra anında değişen ifadesindeki mutlulukla gülümseyerek, "Günaydın bu arada," dedi.

Benim için gülümsemek fazlaydı. Patlama gününden sonra ifademden silinmiş artık çoktan unutmuştum.

Zorlukla isteksiz bir tebessümle, "Hadi kalk artık hazırlan," dedim. "Saat yedide yemekhanede olmamız gerekiyor."

Duş alıp üniformayı giydim. Koyu renk saçlarımı sımsıkı atkuyruğu yapmıştım. Damla banyonun kapısını tıklatıp yemekhaneye inmek için beni beklediğini söylediğinde ona önden inmesini, hazır olunca arkasından ineceğimi söyleyip aynadaki soluk ve yorgun yansımama baktım.

Barış'tan sonra siyahtan başka renk giymediğim için üniformanın koyu yeşil tonu bile fazla renkli geliyordu gözüme. Ama kurallar böyleydi ve giymek zorundaydım.

Kıpkırmızı gözlerime aynadaki yansımama bakarak 'yapacaksın' dedim. 'Ne olursa olsun, güçlü kalmak zorundasın. Başarmak zorundasın ve intikam almak senin tek amacın. Hayatta tutunacağın tek umut titreşimi bu Cemre unutma!'

Çatal kaşık sesleri, konuşan öğrencilerinin uğultusuyla karışırken epeyce büyük olan yemekhaneye girdiğimde, burnuma baskın olarak gelen zeytin kokusu çocukluğumu hatırlattı bir an.

Aylardır bu kadar insan olan kalabalığın arasına girmediğim, hatta evden çıkmayı istemeyip hiç kimse ile görüşmediğim için şu an büyük bir huzursuzluk duyuyordum. Kahvaltı almak için ellerine metal bölmeli tabakları alarak sıraya geçmiş öğrencilere baktım.

Dün bize okulu tanıtan ve hepimizi aşağılayan o çocuk orada sıradaydı. Hem dün sergilediği aşağılayıcı ve bilmiş davranışlarından dolayı onunla karşılaşmak istemediğim hem de öğrencilerin kahvaltı almaları için bekledikleri sıra biraz sakinlediği zaman gelmeyi düşünerek masada kahvaltıya başlamak için yemekhanedeki herkes gibi komutanın gelmesini bekleyen Damla'nın yanına oturdum. En iyisi biraz beklemekti.

Bana merakla bakan Damla, "Neden kahvaltını almadan oturdun?" diye sorduğunda, "Sıra biraz azalsın alırım," diyerek geçiştirdim.

Damla içtenlikle, "Ben senin sırada beklememen için arkadaşımın tabağını da alabilir miyim? diye sordum ama yemek dağıtan görevlilerin şaşkınlık dolu bakışlarıyla hayır yanıtına ve sırada bekleyen diğer öğrencilerin dalga geçerken gülmelerine maruz kaldım," dedi.

DÖNENCEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin