7.BÖLÜM: Zehirli Elma...

6K 832 2
                                        

İki ayrı ülke apayrı iki uzak kıta ama birbirine yolu açılan hemen yan sokaklardık... Bazen uzaklar burnumuzun en dibindeydi.

Artık yakın savunma ve atış derslerimiz başlamıştı. Sabah yakın savunma dersi için spor salonundaydık, ders komutanı dersin ilk yarım saatinde taktikleri bizlerin üzerinde uygulamalı göstererek anlattıktan sonra, "Çocuklar," dedi yalın ayaklarla minderin üstünde bir sağa bir sola yürüyerek, "yakın savunma anlatmayla ya da geriden izlemeyle sürdürülebilecek bir ders değil. Hatta bu sizin yapacağınız meslek için bir ders bile değil, bu sizin bir özelliğiniz olacak. Özellikle yeni gelenler sürekli çalışacaksınız. Az zamanınız ama öğreneceğiniz çok şey var. Bu süreçte deneyimli arkadaşlarınızda size yardım edecek," dedi ve Egemen'in gözüne herhangi bir sorun istemiyorum dercesine baktı.

Dört yıldır burada olan öğrencilerle yeni gelenleri kız ve erkek karışık biçimde eşleştirdi ve boynundaki düdüğe üfleyerek başlamamız için işaret verdi. Yeni gelen öğrenciler yani bizler hiçbir şey bilmediğimiz için her hamlede kendimizi onların karşısında sırt üstü yerde buluyorduk.

Damla'ya eşleşmede tesadüfen denk gelen Mert çalıştırıyordu. Sırt üstü düştüğü yerde doğrularak belini tutan Damla, "Allah'ım hayallerimi gerçekleştireceğim derken sakat kalmam umarım," diyerek söylenirken Mert kalkması için elini uzatıp, "Alışırsın. Kalk hadi!" dedi acımasız bir tebessümle ve kalkmasına yardım etti.

"Bari birazcık yavaş düşürsen," diye istekte bulunan Damla küçük bir çocuk gibi bakarken, dudağının kenarıyla gülümseyen Mert taviz vermeden, "Sen öğrenince beni yavaş düşürürsün hadi bakalım," dedi ve çalıştırmaya devam etti.

Ben yine şansım o kadar benimle olmuştu ki maalesef Tuğçe ile eşleştirmişti komutan. Ne şanstı ama! Tuğçe'nin beklediği fırsat resmen ayağına gelmişti. Hıncını alırcasına her defasında yere seriyordu beni. Bana olan bu hıncının neden olduğunu bir türlü anlayamıyordum.

Aradan geçen bir saatin sonunda komutan düdüğü çalarak dersi bitirdiğinde Damla, ben ve sonradan başlayan öğrenciler ayağa kalkacak gücü bulamayıp nefes nefese kan ter içinde yerde yatarken, bizi çalıştıran deneyimli öğrencilerde yorulduklarına dair bile en ufak bir hareket yoktu. Nasıl insandı bunlar, bu kadar güçlü olmayı nasıl başarıyorlardı?

Öğle yemeğinden sonra, atış dersleri için poligona geçmiştik. Açık havada, koca arazinin ortasında bir yerdi burası. Hedef tahtalarının arkası kumdan tepelerdi ve atılan kurşunlar hedef tahtasını delip geçerek oraya saplanıyordu. Teorik olarak gördüğümüz silahlar ve parçaları şimdi önümüzdeki masaların üzerindeydi.

Ders komutanı hepimizi masaların önüne aldı. Önce deneyimli öğrencilere söküp tekrar silahları kurdurdu ve ardından bizim yapmamızı istedi. Defalarca aynı işlemi yaptırdıktan sonra da artık en önemli olanı göstermek için, atış tahtalarının olduğu yere aldı hepimizi.

Atışta en başarılı öğrenci Egemen'di ve komutanın emriyle hedef tahtasının karşısına geçti. Komutanın direktifleriyle vücudumuzu nasıl doğru kullanıp, silahı ne şekilde tutacağımızı anlatırken Egemen uygulamalı olarak adım adım gösteriyordu.

Vücudunu dik tutup sağ ayağını kırk beş derecelik bir açıyla öne aldı. Elindeki silahı o kadar sıkı tutuyordu ki açık yeşil tişörtün açık kısmındaki kol kasları belli oluyordu.

Gözünün birisini kapatıp açık olanla silahın üzerindeki çentikle hedef aldı ve komutanın atış serbest emriyle düşünmeden tetiğe bastığında ise hiç sarsılmadan hedefini tam noktadan vurdu.

DÖNENCEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin