17. Bölüm: Cevapsız Sorular...

5.8K 818 3
                                        

Günler artık daha hızlı ve daha dolu geçerek haftaları birbiri üzerine devirirken, bu yoğunluktan hiç şikayetçi değildim. Çok yorulsam da derslerin ve Egemen'in özverili yardımlarıyla daha donanımlı hale geliyordum.

Başarım ve gücümde olumlu yönde gelişmesi kendime güvenimi artırıyordu. Hem ruhen hem de fiziksel olarak iyi yönde büyük değişim yaşarken bunu fark eden herkes, özellikle Erkan Komutan mutluluk duyuyordu. Özellikle Egemen ile artık birbirimizi yemediğimiz için büyük bir memnuniyet yaşıyordu.

Öğle arasında dalgınlıkla yemek sırasında yemek almayı beklerken, "Hafta sonu Aydın turu yapmaya ne dersin?" diye arkamdaki kişinin kulağıma yaklaşarak sorduğu soruyla olduğum yerde sıçradım. Tabi ki bu kişi Egemen'di. Son iki haftadır sürekli ısrar etse de ben bir şekilde çeşitli bahanelerle geçiştirmiştim.

Tabağını yemek koyması için ileri doğru görevliye uzatırken gözlerimi devirdim. "Oradan bir şey çıkmaz. Biliyorsun, ben gittim." Bir türlü vazgeçmiyordu.

Sıra kendisinde olan Egemen de tabağını görevliye uzattı. "Evet gittin ama eve girmemişsin. Ya orada bize yardım edecek herhangi bir ipucu varsa!"

Israrla o eve gitmemiz ve o kadınla bir de kendisinin konuşmak istediğini söylüyor, ben ise her defasında karşı çıkarak gitmeyi kabul etmiyordum. Nedeni neydi bilmiyordum ama içimde hissettiğim tanımsız bir huzursuzluk oraya gitmemizin hiç doğru olmadığını fısıldıyordu sürekli.

Sonuçta şu anda henüz birer öğrenciydik ve ola ki herhangi olumsuz bir durum olursa, Egemen'in bundan etkilenmesini ve benim yüzünden okulla ilgili sorun yaşamasını istemiyordum.

Masaya otururken lafı değiştirerek Egemen'i konudan uzaklaştırmak isteyerek, "Damla ile Mert neredeler? Ders çıkışında koridorda görmüştük hâlâ görünmediler," diye sordum.

Hınzır bakışlarla gülen Egemen, "Neredeler bilmiyorum ama Mert salağı sancılar içinde kıvranıyor onu çok iyi biliyorum," dedi.

Haftalar geçmesine rağmen Mert cesaret bulup da bir türlü Damla'ya duygularından söz edememişti ve bu durumdan kendine eğlenecek malzeme çıkaran Egemen, hem onunla dalga geçerek uğraşıyor hem de yüreklendirerek bir an önce açılması için teşvik ediyordu ama gel gör ki, Mert buna daha bir türlü cesaret edemiyordu.

Ben Egemen'in Mert hakkında söylediğine gülümserken yemekhanenin başköşesinde kendisine ayrılan yemek masasında oturan Erkan Komutan ile göz göze geldim. Komutan bana gülümsediğinde aynı şekilde karşılık vererek başımı bir kez salladım.

İlk başlarda bakışlarımızla bile birbirimize savaş açan Egemen ve benim, şimdi sohbet ederek gülümsememiz Erkan Komutanın mutlulukla karışık zafer dolu ifadeyle tebessüm etmesine neden oluyorduk.

Zaman yaşattığı kötü anları aynı zamanda düzeltmeye ve telafi etmeye bu kadar istekli ve azimliyken, kimse onun yaşattığı ya da yaşatacaklarına hiçbir zaman karşı koyamamıştı.

Doyduğumu hissedip yemeği bıraktım ve karşımda iştahla yemek yiyen Egemen'e bakarken aylar önce nasılda aksi ve kibirli olduğu halleri geldi aklıma. Hakkında patlama günü orada olduğu ve yaralandığı haricinde bildiğim hiçbir şey yokken aslında öğrenmek istediğim bir sürü şey vardı. Ama bir türlü cesaret edip soramıyor ya da yanlış anlaşılmaktan korkuyordum.

Şimdi onu izlerken içimdeki merak dürtüsüyle, "Egemen!" dedim. "Bu okula gelmeseydin, ne yapmak isterdin? Meslek olarak yani?"

Yemek yediği tabaktan başını kaldıran Egemen ilk defa kendisiyle ilgili bir konuda ona soru sormama şaşırmıştı. Birkaç saniye düşündükten sonra, "Hım!" dedi. Dudaklarını peçete ile silerek geriye yaslandı.

DÖNENCEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin