14. BÖLÜM: DEJAVU...

5.9K 812 4
                                        

"O gün, o patlama sırasında o lanet yerde ben de oradaydım ve maalesef ki ben de tıpkı senin gibi hayatın bu tarafında kaldım Cemre."

Adımımı okulun dışına atamadan ayakta donmuş gibi olduğum yerde dururken, çıkış kapısının tam ortasında kendimi arafta kalmış gibi hissediyordum.

Bir adım ilerisi mi cennetti, bir adım gerisi mi? Ya da bir adım ileri mi atarsam cehenneme düşecektim, yoksa bir adım gerilersem mi o ateşler de yanacaktım?

Acımdan aynı yarayla yakalayan Egemen'in olduğu yere dönmeye cesaretim yoktu. Egemen'in ağzından duyduğum cümledeki tüm kelimeler büyük bir sarsıntıyla üzerime yıkılmıştı.

Kırık dökük kelimelerin enkaz yığınından can çekişen üç kelimeyi, beynim üzüntü ve umut arasında kalan duygu karmaşasından çekip çıkardı. Patlamada ben de oradaydım.

Egemen'in söylediği bu cümle, beynim üst üste sağlam kalmış bu kelimeleri cümle yaptığında, kulağım duydukları ile olayın sağlamasını yapmaya çalışıyordu. Ayaklarımın altından yer kabuğu yavaş yavaş kaymaya başlamıştı.

Esen ılık rüzgâr yüzüme çarparken, kavak ağaçlarındaki yaprakların birbirine çarpan sesleri kulağıma doluyordu. Derin bir nefes aldım ve cesaretimi toparlayabildiğimde arkama dönerek uzun uzun Egemen'e baktım.

Gözleri. Evet gerçekti. Geldiğim günden beri bakışlarında benimkilerine benzeyen inat kırıntılarına rastlıyordum ama bu kadar rastlantı şimdi içimi ürpertmişti.

Elimdeki bavul gevşeyen parmaklarım arasından yere düştüğünde, "Ne?" diyebildim sadece ve ona doğru yürümeye başladım. Yine zorlukla yutkunmaya başlamıştım. Egemen'in arkasında, uzanan taş yolda Mert ile Damla koşarak bu tarafa doğru geliyorlardı ama ben onları sadece pusla karışık görüyordum. Gözlerimi Egemen'e dikmiştim, ona büyük bir dikkatle bakarken kalbim sanki duyduğum korkudan boğazımda çarpıyordu.

Egemen'in omuzları düşmüş, bakışları üşümüştü. Orada o olayı yaşayan herkeste bu mu oluyordu? Yoksa ben Egemen'i şimdi farklı mı görüyordum?

Egemen saklandığı yerden sobelenince çıkmıştı. Sakladığı acı dolu kutsal hazineyi bana gönül rahatlığıyla sunarken, aslında aynı zamanda kendi kalbinden korkan beni de saklandığım yerden çıkartarak sobelemişti. Kalbi yardıma muhtaçtı benim gibi. Gözleri avaz avaz yardım dilenen Egemen'e baktım, komutanın ikimiz hakkında aynılar dediği şey bugün, tam da şu an anlam kazanıyordu.

Şimdi adım adım Egemen'e doğru giderken, sadece fiziksel olarak onun bedenine yaklaşmıyor; yaşadıklarımızla ortak paydadaki benliklerimizi tanıştırıyorduk.

Ne düşünüp nasıl hareket edeceğini bilmeyen Egemen'in bir yanı yüzüne endişeyle yansımış kaşları korkakça anlında bir yol çizmişti. Dün nefret kustuğu ben, bugün yaşadıklarıyla ona en yakın olan tek kişiydim belki de.

Bakışları kendini savunmasız hisseden bir çocuk gibi küçülmüş olan Egemen, ona yaklaşan zayıf ve korkak adımlarımı bir bir takip ediyordu. Ardımda kalmış olan sürgülü kapı ise seçimimi yapmışım gibi yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı.

Tam karşısına durup gözlerimi Egemen'in gözlerine kilitleyerek titrek bir ses tonuyla, "Sen!" diyebildiğimde yorgun bakışlarla başını sallayan Egemen, "Doğru duydun," dedi. "O lanet patlama günü ben de oradaydım. O uğultu sadece senin kulağında değil benim de kulağıma da yer etti. O lanet gün sadece sen de değil benim de hayatımda silinmeyecek izler bıraktı. Ve ben de tıpkı senin gibi hayatın bu tarafında kaldım." Damla ve Mert duyduklarıyla şok olmuş şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı.

DÖNENCEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin