37. Bölüm: Tesadüfler...

3.9K 675 100
                                        

Dün karar vermiştim bundan sonra çoğu zaman elimden geldiğince çocuklar kaçta gidip açıyorsa bende tıpkı onlar gibi erken saatte kafede olacaktım.

Şimdi komodinin üzerindeki telefonum ayarladığım alarmla yatmamdan sadece iki saat sonrasında bangır bangır bağırırken içimden kendime daha erken yatmadığım için sinirlenerek yataktan zorlukla çıktım. Hızlı bir duşun ardından hazırlanıp alt kata indim ve mutfak masasının üzerine uyanıp evde göremediği zaman beni merak etmemesi için Dila babaanneye yazdığım notu bıraktım.

Egemen'in yattığı odanın önünden geçerken kapıdan baktım, hala uyuyordu. Hem de derin nefeslerle. Bilerek uyanmasını beklemedim, dün öğrendiklerimden sonra ekstra bir ilgi gösterdiğimi düşünerek ona acıdığımı zannetmemeliydi. Öyle olduğunu düşünürse benden daha fazla uzaklaşır ve huzursuzlaşırdı. Onu tanıyordum.

İçimde bambaşka bir tonda tanımsız bir enerji vardı bugün. Evet, dün Egemen'in çocukluğunda yaşadıklarını anlatması ve canlı bombanın kim olduğunu okuduğum defterle öğrenerek epey sarsılmıştım ama ne Egemen'in geçmişte yaşadıklarının üzerindeki toprağı kazıp her bir katmanında ayrı acılarla dolu yaşanmışlıklarını çıkarıp onu üzerek ne de canlı bombanın onun amcası olmasından etkilenerek güçsüz düşmenin zamanı değildi. Şu an yapmam gereken ilk ve tek şey Egemen'i bir an önce ayağa kaldırmaktı.

Ona onun gerçekte kim olduğunu ispatlamaktı. Zalim, katil bir amcanın kendini suçlayan ve kendine acıyan zavallı yeğeni değil; cesareti çocukken bile yaşından büyük olan, şimdi ise okulu birincilikle bitirmiş başarılı genç bir subay olduğunu göstermeliydim ona.

Açık olan dış kapıdan adım attığım sırada denizden gelen tuzlu ve nemli hava ile karışan ağaçların mis gibi kokusunu derin derin içime çektim. Harika kokuyordu. Kuşlar cıvıldıyor, güneş ışınları denizin üzerine sim parıltıları gibi dağılıyordu. Ayakkabılarımı giyip bahçe kapısından sokağa çıktım ve taşlarla döşeli yokuş yolu aceleci olmayan adımlarla yürümeye başladım.

Geldiğimden beri epey gün geçmiş olmasına rağmen evden ne tek başıma çıkmış ne de doğru düzgün yürüyememiş ve etrafı keşfedememiştim. Çünkü sürekli yanımda Kerem ile çıkmıştım ve onunla da gideceğimiz her yere araba ile gitmiştik.

Şimdi bu mis gibi havada aceleci olmayan adımlarla yokuş aşağı yürürken etrafıma baktım. Benim adımlarım gibi aceleci olmayan insanlar iş yerlerinin kepenklerini açıyorlardı. Bir şey fark ediyordum hayatım da hiç olmayan bir olay tadıyordum; sakinlik.

Hayatımda ilk defa koşuşturma olmayan, sakin günler yaşıyordum ben bu şehirde. Sokaklar, hem geceden kalma bir sessizlik hüküm sürüyor hem de güne başlayan insanların sakin sesleri etrafa yayılıyordu. Koşuşturma yoktu. Hayatı kendi akışına bırakmış, sanki zamanla yarışır gibi acele etmiyorlardı.

Denize doğru yokuşu yarılamıştım ki mis gibi davetkar bir koku adımlarımı fırına çekti. Tezgahın üzeri fırından yeni çıkmış olan taptaze mis gibi kokan simit ve boyozlarla doluydu.

İştahım kabarırken fırının sahibi yaşlı amca ile simit ve gevrek konusunda aynı paydada da buluşamasak da kafede çocuklarla kahvaltı yapmak için bolca simit ve boyoz aldım. Tabi lezzetli ve sıcak siparişlerimi pakete sararken, Egemen ile aynı okuldan mezun olduğumuzdan tut da buraya geldiğim gün havaya ateş açtığım konuya kadar hepsi ile ilgili konuştu ve beni güler yüzle fırınından uğurladı.

Önceden olsa insanların hayatımla ilgili bu kadar çok şey bilmesi ve bununla ilgili konuşması canımı sıkardı ama sanırım artık bu benim için çok da önemli değildi.

DÖNENCEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin