Selammm! yeni bölüm geldi :))
Yatakhanede dört dönüyordum, böyle olmaması gerekiyordu. İksir onu zehirlemişti. Hiçbirimiz iksirin böyle bir yan etkisi olduğunu anlamamıştık. Endişeyle etrafa bakıyordum. Mr. Fletcher Tom'un durumunun iyi olduğunu fakat bilincinin bir süre kapalı kalacağını söylemişti.
Moralim çok bozuktu ve çok endişeliydim ama Tom burada olsaydı bana görevime odaklanmam gerektiğini söyleyeceğine emindim. O yüzden ben de öyle yapacaktım ve o uyandığında bütün planları tıkırında işliyor olacaktı.
Hemen giyindim ve Büyük Salona doğru yol aldım. Elimde olmayan tek şey zamandı ama onu da kazanacaktım.
Büyük Salonda akşam yemeği yiyenlerin yanından sakin sakin geçerken gerçek yüzümü bilmeyen bu insanlara sahte yüzümden birer gülümseme gönderiyordum. Sonunda onunla bakışlarımız kesişti.
Bana ifadesizce bakıyordu. Kafasını 'dışarı gel' anlamında yana yatırıp ayağa kalktı. Ben de insanların garipseyeceğini bilmeme rağmen geldiğim gibi kalkıp salondan dışarı çıktım.
Koridorlar boyunca onu takip ettim. Bir köşeyi döndü ve ben de arkasından dönmüştüm ki birden biri beni kolumdan tutarak boş dersliğe çekti. O kişinin yüzünü gördüğümde bunun Malfoy olduğunu farkettim . Suratında kızgın bir ifade bana bakıyordu. Fakat bilmiyordu ki ben, Hermione Granger'ın hayatı bu şekilde tehditkar bakışlar ile geçmişti. Alaycı bir şekilde gülümsüyordum.
Gülümsediğimi görünce kolumu sıkmaya başladı ve yüzüme doğru bağırdı:
- Kimseye söyledin mi?
Ben ona aynı sırıtış ile bakmaya devam ettim ve kolumun acısını boş vermeye çalıştım. Onun ise bu duruma sinir olmuş olduğunu surat ifadesinden anlayabiliyordum. Tekrar bağırdı:
- Kimseye söyledin mi?
Ben ise artık sırıtmıyordum bir saniyeliğine suratımı masum haline geri getirdim ve ukala bir biçimde "hayır" dedim.
Elini kolumdan çekti ve geriye doğru yürümeye başladı tam sınıftan çıkacaktı ki ben, onun kolunu tutup bana bir şey yapamayacağı bir pozisyonda onu duvara sabitledim. Ne yapacağını şaşırmış etrafa bakıyordu. Daha önce böyle bir şey yaşamadığı belliydi. Aklıma Tom ile son buluşmamızda dedikleri doluşuyordu. Gözlerim dolarken yavaşça fısıldadım:
- İnanıyorum
Ardından onun da duyabileceği bir sesle:
- Bana saygısızlık yapma Malfoy, sakın yapma.
Ardından elimi onun kolundan hızlıca çektim ve oradan hızlıca dışarı çıktım. Aklıma Tom ile olan anılarım doluşuyordu ve her dakika onları düşünerek hüzünleniyordum. Bana "Geleceğin Riddle'ı" deyişi aklıma geldikçe gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
Hızlıca Yatakhaneye çıktım ve kendimi yatağıma attım. Ağlıyordum. Geçmişi hatırlıyordum ve onun özlemiyle ağlıyordum. Bunların değişeceğini bilmiyordum. Bir süre sonra ağlamaktan yorulup kendimi uykunun güvenli kollarına bırakmıştım.
***
Hermione gece uyuyabilmişti ama o uyuyamamıştı. Draco bütün gece Hermione'yi düşünmüştü.
Onun aslında olduğunu düşündüğü kız olmadığını anlamıştı Draco. Profesörlerin gözdesi, Gryffindor prensesi gibi değildi.
Sanki içinde bir savaşçı yatıyordu ve gerektiğinde bunu ortaya çıkarmaktan hiç çekinmiyordu.
Draco bunları düşünürken çoktan sabah olmuş ve kalkma saati gelmişti.Şimdi ise bütün gece Granger'ı düşünüp hiç uyumadığı için kendisine küfürler ediyordu.
Kahvaltı'ya inmek üzere aşağı inerken Granger'ı görebilmeyi umuyordu. Neden olduğunu bilmiyordu ama ondan özür dilemesi gerektiğini hissediyordu.
***
Sabah uyandığımda başım ağrıyordu. Dün gece çok ağlamıştım ve şu anda kendimden utanıyordum. Ben hayatı boyunca duygularını içinde yaşayan bir insan olmuştum, öyle olmam gerektiği öğretilmişti.
Zayıf yanlarımı insanlara göstermemem ve o zayıflıkları köreltmem gerektiğini öğrenmiştim Tom'dan.
Yavaşça yatağımdan kalktım ve cüppemi giydim. Büyük Salona doğru ilerlerken öğrendiklerimi aklımdan çıkarmıyordum.
Ben bir görevdeydim ve bir görevde duygulara yer yoktu.
Büyük Salon'a girdiğimde neşeyle kahvaltı eden insanlara imrenerek baktım.
Keşke dedim... Keşke
Yerime doğru ilerlerken üzerimde bir çift göz hissettim. Kafamı o tarafa çevirdiğimde bana üzgün bakışlar atan Malfoy'u gördüm.
Bunun üzerinde çok kafa yormamaya çalışarak yerime oturdum ve kahvaltı etmeye başladım.
***
- Harry ben çok özür dilerim, sizinle daha fazla vakit geçirmeliydim haklısınız.
Kahvaltıda Harry onlarla hiç vakit geçirmememden yakınırken ona hak veriyordum. Fakat işler bir noktadan sonra rahatsız edici olmaya başlamıştı ve beraber Hogsmeade'e gitme fikrini öne sürdüm.Herkes bu öneriye onay verirken kahvaltıdan sonra ortak salonda buluşma kararı almıştık.
***
Kahvaltım bitmişti ve herkese kütüphaneye, geçen hafta ödünç aldığım kitabı geri vermeye gideceğimi söyledim. Kaybolan Dolap hakkındaki bilgileri öğrendiğim kitaptı bu.
Kütüphaneye doğru yol alırken biri beni duvar ile kendi arasında bıraktı. Burnuma gelen elma kokusu beni mest etmişti. Fakat kafamı kaldırıp Malfoy'un suratını gördüğümde kokunun büyüsünden çıkmıştım. Suratım bezgin bir hal alırken kollarımı göğsümde birleştirmiştim.
- Ne var Malfoy?
Malfoy tereddütlü gibi görünüyordu. Sanki bir şeyi yapmak istiyor ama yapamıyor gibiydi. Boş koridora uyum sağlayarak kısık bir sesle konuştu:
- Ö...Özür dilerim.
Benim ise bütün bezginliğim yerini şaşkınlığa bırakmıştı. Dediği şeyi analiz etmeye çalışırken dudağıma değen dudaklarla gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
Bu bölümü de böyle bırakıyorum bakalım ne olcak???

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Contradiction // Dramione
FanfictionYa o beni aydınlığına sürükleyecekti, ya da ben onu karanlığımda boğacaktım. Fakat biliyordum ki, günün sonunda yine onun mavi gözlerinde kaybolacak, her şeyi unutacaktım.