Glass Fractures

175 18 47
                                        

:))

Selammm!

Yeni bölümle karşınızdayım.

Unutmayın, oy ve yorumlarınız benim için çok değerli!

İyi okumlar!

-----

Gözlerimi yavaşça yeni güne açtım. Gözlerim bulunduğum yerde gezinirken, burasının neresi olduğunu anlamıştım bile. 

Simsiyah duvarların altında uzanan iç karartıcı siyahlıktaki eski parkeler ve dört bir yanda kaplanmış kitaplar ile burası Malfoy Malikanesi'nin çatı katından başka bir yer olamazdı. Köşede şifacı olduğunu tahmin ettiğim yaşlı kadın, küçük bir masanın üzerindeki iksirleri düzenliyor ve odada yankılanan küçük şangırtılara sebep oluyordu. Kafamı yana çevirmeye çalışmamla ağzımdan kaçan acı dolu inleme bu yaşlı şifacıyı bana döndürmeye yetmişti. 

Yaşlı kadın hızlı hareketlerle yanıma ilerlemiş ve panikle üstümdeki yeşil pikeyi kenara atmıştı. Asasını bana doğru sallar ve bir şeyler mırıldanırken ben, ne söylediğini anlayamayacak kadar acı çekiyordum. Söylediği kelimelerle artık bütün boynuma yayılmış olan morluğun verdiği dayanılmaz acı yavaşça son bulmuş ve inlemelerimden geriye odada sadece benim kesik nefes seslerim kalmıştı. 

Yaşlı kadın, şefkatli bir tavırla üstümü tekrar örterken, savrularak açılan kapıdan içeriye giren babam kadına tiksintiyle bakmış ve ardından yüzünü buruşturarak konuşmuştu:

- Bizi yalnız bırak.

Kadın hafifçe dizlerini bükerek saygıyla eğilmiş ve ardından hızla asasını sallayıp arkasında şişeler ile birlikte odayı terk etmişti. Bu sırada babam, Lucius Malfoy da kadına sinirli bakışlarını göndermeyi eksik etmemişti tabi. 

Kadın dışarı çıkıp kapıyı büyük bir gürültüyle kapatırken, babam yüzünü buruşturmuş ve arkasını dönüp sinirle bir şeyler mırıldanmıştı. Bir süre sonra tekrar gözgöze geldiğimizde gözlerinde görmeyi umut ettiğim şefkati göremeyince kendime üzülmemem gerektiğini hatırlattım. Ne de olsa, alışmıştım artık. Değil mi?

Kırılmaya çalışan düşlerime izin vermedim ve her zamanki ifadesizliğimle sordum:

- Ne istiyorsun? Yine ne yapmam gerekiyor?

Karşımda bana hiçbir zaman evladı gibi bakmamış olan adam gözlerini devirmiş ve sinirle konuşmuştu:

- Lordum seni çağırıyor. 

Söylediği şeye karşın gözlerimi devirmemle, bir şaşkınlık nidası koyuvermişti. Odanın içinde hızla bana doğru yürürken bir yandan da bağırıyordu:

- Bu ne cüret!

Yanıma uşatığında omuzlarımdan sıkıca tutmuş ve beni sarsarken yüzüme doğru bağırmaya başlamıştı:

- Beni iyi dinle, seni aptal çocuk! Aile itibarımızı yeterince zedeledin. Bu sefer de görevinde başarısız olursan, bi kere daha bizi lordumuzun önünde mahçup duruma düşürürsen.. aileden reddedilirsin ve miras hakkın yok sayılır. Hakkını vermeyeceksen o soyadını taşımanı istemiyorum. 

Tiksintiyle beni hızla ittirirken gözlerim kocaman açılmış onu izliyordum. Evet, babamla aramız hiçbir zaman normal olmamıştı. Fakat bana daha önce hiç fiziksel anlamda saldırmaya çalışmamıştı. Her zaman sözleriyle, kırıcı cümleleriyle kızardı bana. Kapının önünde hışımla ilerlemiş ve kapı kolunu ittirmeden önce bana son bir bakış atmıştı. 

Contradiction // DramioneHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin