otuz dört

300 33 21
                                        


İçimdeki her şey ölüyor -hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile! Ne yaparsam yapayım, fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum. Gönlümün kaydığı bütün dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var.

Huzursuzluğun Kitabı
Fernando Pessoa
____________

Eun'un yanına geldiğimde Hoseok Hyung'un onu yatırdığı koltukta uzanmaya devam ettiğini gördüm. Gözleri kapalıydı ama elleriyle şakaklarını ovuşturmasından uyanık, yani kendinde olduğunu anlayabiliyordum. Bu içimi biraz da olsa rahatlatmıştı.

Odaya yalnız gelmiştim. Hoseok Hyung benimle birlikte odaya girmemiş, yeniden lavabo bahanesiyle ortadan kaybolmuştu. Jimin de söylediklerimden sonra donup kalmış, peşimden gelmemişti hala. Ben bugün hem sık sık sinirlenip endişeleniyor hem de ne Hoseok Hyung'un ne de Jimin'in yaptıklarına bir anlam veremiyordum.

Onları şimdilik boşverip Eun'un yanına yaklaştım. Yüzüne doğru eğilip iyi olup olmadığını kontrol etmek istedim. Basit bir yorgunluk gibi görünüyordu çünkü yüzünün ve dudaklarının rengi hala canlıydı.

"Eun.." diye seslendim başında sessizce. Tepki vermesini bekliyordum.

"Ah..." Hafifçe inledikten sonra gözlerini araladı. "Ben çok üzgünüm. Bir anda kendimden geçtim." Elini omzuma atmış ve yeniden gözleri kapatmıştı. Uzanmış, yarı baygın bir şekilde benimle konuşuyordu.

Başımı sallayıp "Saçmalama, sorun yok. Senin hatan değil ki." dedikten sonra elimi alnına götürüp ateşi olup olmadığına baktım. Yoktu.

Neden böyle olduğunu düşünmeye başladım. Biraz da gerilmiştim doğrusu. Ne yaparsam yapayım bir şekilde bir sorunla ya da kötü bir sonla karşılaşıyordum. Bu kızın bugün burada çekimden önce hastalanması da buna bir örnekti.

Bir anda yeniden gözlerini aralayıp elimi belli belirsiz tutan Eun'a baktım. "Bana bir bardak su verebilir misin?"

"Olur, tamam. Bekle hemen getireyim. Kalkma sakın, bekle beni burada." Telaştan sürekli aynı şeyleri tekrarlıyordum. Karşılığında başını hafifçe salladığında ben de kalkıp su getirmek için odadan çıktım.

Çıktığımda Hoseok Hyung ve Jimin'in birbirleriyle hararetli bir konuşma yaptıklarını görüp olduğum yerde durdum. İzlemeye başladım ama ne söylediklerini duyamıyor sadece konuşmanın çok da iç açıcı ilerlemediğini anlayabiliyordum ifadelerinden.

Sessizce suyu alıp odaya geri dönerken beni farketmemişlerdi bile. Kendimi aralarında biraz dışlanmış hissediyordum doğrusu. İkisinin arasında ya da ikisinden biriyle ilgili bir problem vardı belli ki ve bana hiçbir şekilde bu problemden bahsetmiyorlardı. Kırılmıştım ama bunu şuan belli etmek istemedim.

"Eun, uyuyor musun?" dedim az önceki hareketliliğini kaybetmiş şekilde öylece uzanmış olan kadına.

"Hayır hayır. Sadece kendime gelmeye çalışıyorum."

Uzattığım suyu içmek için koltukta oturur vaziyete geldi. Suyu birkaç dikişte hızlıca bitirip bardağı gerisin geri bana uzattı. Bardağı alıp oturduğum yerden uzanarak masanın üzerine koydum.

Gözleri yavaş yavaş açılmaya ve daha iyi görünmeye başladığında sıkıntıyla gülümsedi. "Tanrım, ne çok sıkıntı çıkardım sizlere. Çok üzgünüm."

"Saçmalama lütfen, neden böyle düşünüyorsun?" Onu iyi görmek beni bir parça rahatlatmıştı. En azından her şey daha kötü olmadan düzelmişti. "Senin elinde olmayan sebeplerle çıkan bir pürüz işte. Hiç sorun yok, merak etme. Bak hatta..." dedim gözlerimle onu göstererek "halloldu bile."

Daydream : TaekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin