yirmi beş

410 45 42
                                        


-

"Bence çok yakıştı." dedi Jimin kocaman gülümseyerek. "Ciddiyim, bir anda eski Jungkook oldun sanki."

Son söylediği beni biraz düşündürse de ona bakıp hafifçe gülümsedim. Sonuçta söylediği şeyde bir art niyet yoktu. İstediği, eskisi gibi olmam değil yeniden eskisi gibi güçlü ve istekli olmamdı. Belki biraz da mutlu... Ona bunun için kızamazdım.

"Tamam tamam, söyle haydi her halimle çok yakışıklıyım değil mi?" Elimle saçlarımı geriye doğru tararken göz kırpmıştım.

"Ah şey... O konu tartışılır tabi. Sonuçta her konuda farklı görüşler olabilir. İyisin..." Sağa sola bakıp, zar zor konuşuyormuş gibi yapıyordu. Muziplik yapmak, Jimin için yaratılmış bir şeydi sanki. Bazen bir çocuk gibi görünüyordu karşımdaki koca adam.

Tam ikimiz de birbirimize bakıp bilmiş bilmiş gülümserken Jimin'in telefonu çalmıştı.

"Ah!" Arayanı gördüğünde mutluluk ve şaşkınlık arasında değişerek şekillenen mimikleri, arayanın kim olduğunu merak etmeme neden olmuştu. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Jimin, benden bakışları ile izin isteyerek biraz uzaklaştı.

O sırada bende karşımdaki aynaya bakmaya devam ettim. Saçlarımın sağını solunu belki de onuncu kez incelerken "Jimin gerçekten bu konuda yetenekli" diye geçirdim içimden.

Jimin ile tanıştıktan sonra saçlarımı başka bir yerde kestirmeme hiç gerek kalmamıştı. O bu konuda yetenekli bir şekilde yaratılmıştı. Bana sorsalar böyle doğduğuna yemin bile edebilirdim. Aynadaki görüntüm de en büyük şahidim olurdu. Çünkü gerçekten oldukça iyi görünüyordum.

Aslında uzayan saçlarıma fazlasıyla alışmıştım, hatta onları çok seviyordum ama değişime de ihtiyacım vardı. Bir de hatırası pek hoş değildi tabi. Tekrar tekrar o yatakta uyanışımı, o hastane odasında bir yıl sonra aynaya ilk kez bakışımı hatırlatıyordu bana. Bu daima başıma gelen bir şey değildi ama sıklıkla kendimi nefes alamazken ve kalbim deli gibi çarparken buluyordum.

Uzun mu uzun uykumun en yeni getirilerinden biri; anksiyete bozukluğu.

Bunun hakkında Namjoon hyung ile konuşmalıydım belki de. Sonuçta en doğru teşhisi de o koyardı, en etkili tedaviyi de o sunardı bana değil mi? Ama bu düşünce bile benim fazlasıyla endişelenmeme yetiyordu.

Aklımdakilerle birlikte ellerim temiz saçlarımın arasında gezinirken, istemsizce bir anda titrediğimi hissettim. Yine o tanıdık çarpıntı belirdi sol yanımda. Çünkü o uykudayken, soğuk ve ıslak saçlarıma konan sıcacık öpücüğü anımsamadan edemedim.

Bir rüya nasıl bu kadar gerçek hissettirebilirdi? Sadece bir rüya, nasıl bu kadar hissedilebilirdi?

"Günün ikinci en güzel anına hazır mısın?" Jimin içeri yüzünde kocaman bir çiçek gibi görünen gülümsemesi ile girdiğinde suçüstü yakalanmış gibi hızlıca çektim ellerimi saçlarımdan.

"Ah, kesimlerime bayıldığını biliyorum Jeon Jungkook, gizlemeye çalışma. İstediğin kadar dokunabilirsin." Yine aynı gülümsemeye biraz da çok bilmişlik ekleyerek duvara yaslandı.

"Haha çok komiksin." Burnumu kırıştırarak önüme döndüm.

"Hadi ama ne söyleyeceğimi hiç merak etmiyor musun? Tanrım... Ruhun nerede senin?"

İçeri geldiğinde düşüncelerim yüzünden irkildiğim için ne söylediğine odaklanamamıştım. Yüzüme hayret eder gibi bakarken yaslandığı duvardan ayrılıp, köşedeki koltuğa oturdu.

"Seni kıvrandırmayı seviyorum. Hem nasılsa ben sormasam da anlatacaksın. Asla duramazsın." Hınzırca gülümseyip kollarımı göğsümde bağladım. "Merak etmiyorum."

Daydream : TaekookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin