Pinhani-Beni Al
***
Hilal Erbaş
Karşısında oturduğum denizin dalgaları beni huzurlu hissettirirken derin bir nefes alıp verdim ve kollarımı göğsüme bağladım. Hava soğuk olsa da denizin burnuma dolan kokusu rahatlatıyordu. Uçuşan saçlarımı geriye doğru ittirip bakışlarımı etrafta gezdirdiğim esnada karşı taraftan gelen kişiyi görmemle sesli bir şekilde ofladım.
Gelen kişi, bizim mahallede yaşayan Cengiz adında biriydi. Bir ara bahsi de geçmişti zaten aramızda. Kendisi bana karşı bir şeyler hissediyordu. Fakat ben, duygularını bana tekrar tekrar itiraf ettiği an reddediyordum.
Bir ilişkiye hazır değildim.
Sıkıntıyla soluyup bakışlarımı yere çevirdim. Umarım Cengiz, yanımdan geçip giderdi. Kırık yılın başı tek başıma dışarı çıkmıştım. Onda da onunla muhattap olmak istemiyordum.
"Hilal?"
Ama artık çok geçti.
"Efendim?" diyerek ona döndüğümde utangaç bir tavırla gülümsedi ve yanımı işaret ederek "Oturabilir miyim?" diye sordu. Her ne kadar çok istemesem de bu isteğini geri çevirdim ve başımı evet dercesine salladım. "Nasılsın?" dedi yanıma otururken. "İyiyim." derken tebessüm etmeye çalıştım. "Sen?"
"Nasıl gidiyor Hilal? Her şey yolunda di mi?"
"Evet. Nereden çıktı şimdi bunu sormak?"
"Aynı mahallede olmamıza rağmen her gün seni göremiyorum maalesef. O yüzden merak ediyorum seni."
"İyiyim." dedim tekrardan. "Bir şeyim yok."
Cümlemin ardından aramıza bir sessizlik hakim olduğunda denize bakmaya devam ettim. Dalgalar hâlâ vuruyor, kokusu burnuma doluyordu. "Merak ediyorum." dedi o sıra da Cengiz. "Neyi?" diye sordum.
"Neden benden haz etmiyorsun?"
Sorduğu soru beni hazırlıksız yakalarken sessiz kaldım. Doğruyu söylemek gerekirse bu sorunun cevabını ben de bilmiyordum. Ona karşı bir nefret, kin duymuyordum sonuçta. Sadece bana karşı olan duygularını bildiğim için kendimi ondan geri tutuyordum.
"Öyle bir şey yok." dedim sessizliğimi bozarak.
"Oradan neyin ne olduğunu anlamayacak kadar geri zekâlı mı duruyorum?"
"Daha çok kendi kafasında kuran bir tip gibisin."
Göz ucuyla ona baktığımda bana değil, yere baktığını gördüm. O kafasından neler geçtiğini, içinde neler yaşadığını merak etmiştim şu an. Fazlasıyla çaresizmiş gibİ duruyordu. Cengiz'in bakışları tekrardan bana dönerken derin bir nefes aldı ve bir soru daha yöneltti bana.
"Hilal, gerçekten beni sevemez misin?"
Sorusu, duraksamama sebep olurken iç geçirdim. Bu zaman kadar onu birçok kez reddettiğim için artık bana karşı bir şey hissetmez, sıkılıp yoluna bakar diye düşünmüştüm. Ama şu an görüyordum ki bu düşüncem yaşanmıyordu. O, hâlâ aşıktı.
"Yani ben seni elbette zorlayamam ama en azından deneyemez misin?"
"Cengiz, sana daha önce bu konu hakkında düşündüklerimi söylemiştim. Biliyorsun."
Bakışlarını benden kaçırıp oturduğu bankın kenarlarını sıktığında onu kırdığımı anlamış ve hissedebilmiştim. Aslında bakarsanız benim amacım onu kırmak değildi ama bu konu hakkında olan düşüncelerimi başka şekilde nasıl dile getirirdim inanın bilmiyordum.
