FİNAL

56.8K 2.6K 2K
                                        

Kahraman Deniz-Böyle Sever

***

Bahadır Öztürk

Parmaklarımın arasına tuttuğum sigaranın son demlerine geldikten sonra derin bir nefes alıp verdim ve izmariti yanda duran çöp kutusuna fırlattım. Ardından da elimi cebime attım ve telefonumu çıkarıp dün gece Serra'dan gelen mesajı bir kez daha açıp tekrar tekrar okudum.

"İki gün boyunca susmayan telefonuma ve de sayısız gelen mesajlara bakarsak eğer gideceğimi öğrenmişsin. Buna rağmen "Gerçekten gidecek misin?" adlı mesajlarına bir cevap vermek istedim. Evet, yarın gidiyorum. Senden de senin açtığın yaralardan da uzaklaşıyorum. Neden diye sormuş ve de bunun bencillik olduğunu söylemişsin mesajlarda. Ama bilmediğin bir şey var Bahadır. Bizim bir sonumuz var, varmış. Aynı çıkmaz bir sokak gibi. Ve biz o sona çoktan geldik. Biz o sona çok erken geldik. Ben gittikten sonra yalnız kalacaksın o çıkmazda. Tek gördüğün şey, karşındaki o koca duvar olacak. Umarım kendini o çıkmaz sokaktan kurtarıp önü açık bir yol bulursun kendine. Ben öyle yapacağım, en azından uzun bir süre öyle yapabilmek için bir çaba vereceğim. Daha da diyecek bir şeyim yok. Tabii son bir iki cümle dışında.

Lütfen benim sana güzel baktığım gibi güzel bak kendine. Seni seviyorum."

Ekrandaki yazı göz önümde boğuk bir görüntü oluşturduğunda gözlerimi yumdum. Şu an kendimi hiç hissetmediğim kadar pişman ve de bir o kadar da yorgun hissediyordum. Bu iki boktan hissiyat vücudumun her zerresine yayılmış ve kaza gününden itibaren beni pis bir şekilde boğmuş ve boğmaya da süratle devam ediyordu.

Yumduğum yaşlı gözlerimi tekrardan açarken derin bir nefes alıp verdim ve telefonu kapatarak cebime koydum. "Hayır." dedim ardından. "O gideceğini zannetse de sen izin vermeyeceksin. Gitmeyecek." Ne olursa olsun onu yeri burası, benim yanımdı. O bahsettiği çıkmaz sokakta yalnız bırakamazdı beni. Beraber çıkacaktık oradan.

Beraber, el ele.

Bu düşüncelerin üzerine yoğunlaşınca daha fazla burada dikilmek istemedim ve adımlarımı Serra'nın odasının baktığı arka bahçeye doğru yönlendirdim. Güneşin doğuşuna az bür vakit kaldığı için etrafa hafif bir karanlık hakimdi. Uçuş saatini bilsem de uyuyamadığım için kalkıp gelmiştim buraya.

Yavaş adımların sonunda arka bahçeye ulaştığımda bakışlarım ilk olarak odasının balkonuna kaydı. Şeytan, bir kez daha buraya çıkıp tırmanmamı söylese de bu isteğini bastırmış ve kenara çömelivermiştim. Elbette o evden çıkar çıkmaz karşısına çıkmayacağım için biraz da burada, balkonunu gören bir yerde vakit geçirebilirdim. Bakışlarım pencelerde dolaşırken odasının ışığı yandı. Heyecanlanıverdim. Yeni uyanmıştı belki de. "Keşke o hâlini de görsem." diyerek isteğimi kısık bir sesle dile getirdim ve o tarafa doğru bakmaya devam ettim.

Serra ile duygularımızın karşılıklı olması içinde bulunduğum bu durumda bana ekstra bir güç veriyordu. Ne zaman beni affedip kabul etmeyecekmiş gibi hissetsem kendime bunu hatırlatıyor ve çabalamaya devam ediyordum. Ama şöyle bir şey vardı ki bu bana ne zamana kadar güç verirdi bilmiyordum. Sinirle soludum bu bilinmezlik karşısında. Eğer o gün ona o şekil yaklaşmasaydım şu an ikimiz de mutlu ve de yan yana olabilirdik. Serra, kollarımın arasında olabilirdi. İç geçirdim.

Kollarımın arasında olma düşüncesi...

Şu an sadece düşüncede var olan bu şeyin gerçekleşmesini o kadar ihtiyacım vardı ki

Onu doya doya koklamaya, kucaklamaya...

İsteklerime dalıp gitmişken ani bir hareketle açılan balkon kapısı başımı sağa sola sallayarak kendime gelmeme sebep oldu. Çömeldiğim yerde işimi sağlama almak için biraz daha kenara doğru çekildim ve onun beni görmesini iyice engelledim. Fakat ben çiçeklerin arasından az da olsa görüyordum onu.

ÇIKMAZ SOKAKBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin