[Toygar Işıklı-Bırak Sende Kaybolayım]
***
Komodinin üzerinde duran telefonumun sesi odayı doldurduğunda okuduğum kitabı bir kenara bıraktım ve komodine doğru uzanırken telefonu elime alıp arayana baktım.
Hilal?
Bakışlarım saate kaydı. On ikiye geliyordu. Bu saatte beni araması hem şaşırtıp hem de meraklandırınca beklemeden telefonu açtım ve kulağıma yasladım. "Alo?" dedim ardından.
"Serra, uyandırmadım değil mi? Yani umarım uyandırmamışımdır."
"Hayır, kitap okuyordum." dediğimde derin bir oh çekti. "Yanlış anlamazsan bir şey soracağım. Bu saatte neden aradın? Umarım önemli bir şey yoktur." Merakıma fazla dayanamayıp neden aradığını sorunca güldü. O gülüşten önemli bir şey olmadığını anladım. Kim bilir kafasına ne esmişti de aramıştı.
"Biz bu akşam beraberdik." diyerek konuya girince oturduğum yerde dikleştim. "Yani dördümüzünden bahsediyorum."
"Ee?"
"Bahadır, bize bir şey dedi." dedikten hemen sonra derin bir iç çekti. "Dün adliyenin önünde karşılaşmışsınız."
Son cümlesiyle aklıma dün yaşananlar geldi. Acaba yaşadığım olayı da anlatmış mıydı yoksa sadece karşılaştığımızı anlatmakla mı kalmıştı? Ha tabii özür meselesi de vardı. Acaba bunu da söylemiş miydi? Eğer söylediyse Hilal bunun için aramış olabilirdi çünkü Bahadır'ı kendine getiren kişi o olmuştu.
Kendiyle gurur duyuyor olabilirdi.
Sessizliğimi bozup "Evet, karşılaştık." dedim.
"Ay, çok sevindim! Ee neler yaptınız? Ne konuştunuz? Mesela sana neler dedi? Bir şey demesi gerekiyordu ama dedi mi demedi mi bilmiyorum, bahsetmedi. Ben de soramadım çünkü o an bir gidip geldim."
"Hilal, sakin ol ve derin nefesler al. Ayrıca dün bir şey olmadı. Normal bir karşılaşmaydı."
Özür diledi, deyip ona telefon başında kriz geçirtmek vardı şu an.
"Ay biliyor musun?" diye sordu heyecanla. Ardından bir iki hışırtı sesi işitmiştim. "Neyi biliyor muyum?" diye sordum.
"Ben sizi fena yakıştırıyorum. O yüzden girdiğiniz her etkileşim benim için çok önemli. Bahadır, dün seninle karşılaştığını söyleyince o kadar heyecanlandım ki..." Durdu ve derin bir nefes alıp verdi. "Öyle işte." dedi ardından. İstemsizce güldüm. Biraz çatlak bir kızdı.
Duyduğum bu cümleler şaşırtmamıştı çünkü kendisi bunu yeterince belli ediyordu zaten.
"Hilal, üzülüyorum valla." dedim alay edercesine. "Üzüleceğini bilmeden kendini bu duruma çok kaptırmışsın. Yapma."
"Neden üzüleyim ya?" diye sordu. "Hem insanları birbiriyle yakıştırıp onların sevgili olmalarını istemek çok eğlenceli. Kendime faydam olmadığı için etrafımdakilerlerle uğraşıyorum. Fazlasıyla zevk veriyor bana."
"Zevkini kendi içinde yaşasan nasıl olur mesela? Bize yansıtma onu. İçinde kalsın."
"Benim zevkim kimseyi ilgilendirmez." dedi sahte bir sinirle. "İstediğim gibi yaşarım. Hem şu an bunu değil de benim merak ettiğim bir şeyi konuşalım."
"Neymiş o?"
"Şahsen ben dünkü karşılaşmanızın normal olduğunu düşünmüyorum. O karşılaşma selam verip almamakla bitmemiştir. Yani en azından ben öyle umuyorum. Ayrıca Bahadır sana hiç mi bir şey demedi? Demesi lazım çünkü ben onu kendine getirdim. En azından öyle olduğunu umuyorum. Ay... Çok konuştum, nefesim daraldı. Sakin olmalıyım."
