"ÖLÜM VE BAHİS"

33 9 18
                                    

Bilincim yerine gelirken kafamı dayadığım zemini soğukluğuyla gözlerimi açtım. Neredeydim? Beynimin içinde çanlar çalarken etrafa bakmak istedim ama bedenim yan devrilmiş ve odun parçası gibi kıpırdamıyordu. Kendimi biraz daha zorladım, karanlıktan ve kıpırdatamadığım bedenimi ayağa kaldırmak neler olup bittiğini anlamak istiyordum. Ama olmadı ne kadar istesem de bedenimi kıpırdatamadım, karanlığın içinde anlamsızca kalakaldığımı hissettiğim sırada hışırtı duydum. Bakışlarımı ışığın geldiği yöne doğru çevirince ağaç gövdesi büyüklüğünde bir oyuktan içeriye gelen biri kız diğeri erkek olan iki kişiyi fark ettim. Kalkıp bana ne oldu? diye sormak istiyordum ama yapamadım bedenim yan devrilmiş ve  kaskatıydı. Bana yaklaşan bedenlerinin ardından yılanlar oyuğun etrafında birbirlerine kenetlenerek içeri gün ışığını engelleyecek kadar sıkı bir barikat oluşturdular. Nerede olduğumun şaşkınlığını üzerimden atamadan  bu karanlık yerde ateş belirdi.

Meşaleyi yakan uzun saçlı kızın yumuşak hatlı gölgeli yüzünü gördüğümde bekleyemeden sordum.

"Burada ne işim var?" yerde olduğum için aşağıdan görmek biraz garip duruyordu.

"Ah, uyandın mı?" sesinde ki merak onun zararsız biri olduğuna düşünmeme sebep vermişti ama burada bağlıydım, karşımda ki ne kadar zararsız olabilirdi ki? "Merhaba."

"Neden buradayım ve..." kıpırdamaya çalıştım ama olmadı, kaskatıydı hala bedenim. Ya soğuktan donmuştum hissetmiyordum ya da hala kabuslarımın birindeydim. "Neden ayağa kalkamıyorum?"

"Yaşadığımız yeri öğrenmemen gerekiyor." meşaleyi içine doğru oyulmuş bir yere soktuğunda bu alaycı sesi tanıdığımı anımsadım. Yılanlarla konuşan çocuğun ta kendisiydi.

"Benim ne işim olur senin yaşadığın yerle!" diye çıkıştığımda saçları uzun sevimli kız cam fanusun içinde yanıma ateş böceklerinin aydınlattığı feneri koydu.

"Güvenlik açısında Luna... Lunaydı değil mi ismin?." meşale tepemizde fener ise göğsüme yakın yerde duruyordu. Kızın neden göğsüme yakın yere feneri koyduğunu anlayamasam da boynumu eğdiğimde neden kıpırdayamadığımı anladım. Bedenime sarılı kocaman bir yılan vardı. Korkuyla yutkunarak kıza baktım.

"Bu yılan neden bana sarılı, çözün beni!?" dehşet içindeydim. Yılan ayaklarımdan başlayarak göğsüme kadar dolanarak sıkıca sarılmıştı bu yüzden hareket edemiyordum.

"Kaçabilirsin." dedi o tanıdık alaycı ses. 

"Çöz beni!" dedim hırsla üzerime dolanan gövdesinde sarı ve mavi desenleri olan kocaman yılana bakarak. "Yılanlardan nefret ediyorum."

"Eğer kaçmayacağına söz verirsen, tabii."

"Her yerde yılan var nasıl kaçabilirim ki?" yılanın bana sarılı olduğunu düşündükçe içimden ağlamak geçiyordu. Neden kızın peşine gelmiştim ki ben? Safın tekiydim.

"Bana bir türlü güven vermiyorsun." bacaklarını uzattığında cebinden çıkardığı meyvelerden birini yanında ki kıza diğerini de koluna silerek kendi ısırdı.

"Bir anlaşma yapmıştık..." dedim alt dudağımı yalarken. "Bırakacaktın bizi?" bir bedenimde duran yılana bir de ateşin yansıttığı gölgeler eşiğinde soluk tenini görebiliyordum.

"Konuşamadık ki henüz." güldü. Hakimiyet kurduğu, benim aciz durumda olmamdan mutlu gibiydi. "Birileri bizim peşimizdeydi o yüzden burada konuşman hepimiz açısından daha güvenli."

"Beni şu yılandan çıkmama yardım edin size yardım edeceğim." titrek sesimi belli etmemeye çalışsam da bir yolunu bulup ortaya çıkıyordu.

KISTASHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin