"CAN HAVLİ"

61 16 45
                                        


"Luna burada ne işin var?" Nekta ve Sari korkulu gözlerle bahçenin ortasında dikilen bedenimi  sarsıyordu. Bense sadece bahçeyi ve onları süzmekle kalmıştım. Dalan'ın burada olması gerekiyordu ama ortadalar da  gözükmüyordu, çalılıkların arasından süzülüp kaybolmuştu. Neredeydi ki bu? Planlarıma uygun işlemesi gerekmiyor muydu, ne olmuştu da işler değişmişti? Mai ya da başka biri beni oyuna mı getirmişti yoksa ?  Daha fazlasını yapmam gerektiğini, Dalanı bulmam onu sakinleştirmem gerekiyordu ama şimdi Nekta'nın saran kolları arasında tepki veremiyordum. "Senin burada ne işin var be kızım!." beni en yakın oturaklardan birine oturttuğunda gecenin yüzüme vuran ılık rüzgarı idrak etmeme yardımcı olmaya başladı. "Sen Soren'i çağır Sari. Luna'nın yanında ben beklerim." dedi endişeli sesiyle Nekta . Başıma yine iş almıştım hem de bu sefer tek sebebi bendim. Ben ve hırsım.

Kafam durmuş, ılık rüzgar saçlarımı geriye doğru okşarken etrafıma baktım. Donuk bakışlarım arasında etrafımda  ne Dalan ne de onun izini görüyordum. Ağaç hışırtıları beynimde uğultu oluşmasına sebep olmuştu. Kendime gelmek için gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. Kardeşimi gözlerimin önünde, yanı başımda ve başına bu olayı yıkmadığımı düşünerek açtım. Ama yoktu. Gerçekten hırsıma yenik düşüp başıma iş açmıştım ve  bahçede ki ahşap sandalyenin üzerinde yanımda Nekta ile  rahatsız eden fırtına öncesi sessizliği dinliyorduk.

"Nerede? Kardeşim nerede?" üzgün bakışlarımı tepem de dikilen Nektaya çevirdim. Onun da yüzünde kırgın bir ifade vardı.

"Bahçeden sınıra doğru ilerliyordu bir kaç dakika önce." dedi ve ayaklarının üzerinde yanıma çöktü. "Dalan'ın zincirini sen çözdün değil mi?" kulağıma fısıltıyla söylemesi içimi ürpertse de  bunu yüzüme şuan söylemesi ürpertiden çok canımı yakmıştı. Usul adımlarla kafamı ona bakarak salladım. Ben başıma bela alacağım halde yapmıştım. Ayın yüzüne yansıttığı gölgeli ışınları yüz ifadesini bu kez saklıyordu. Ağzımı aralamış  bir şeyler söyleyecekken işaret parmağını aralanmış dudaklarıma bastırdı.  "Buradan gitmek için yaptığını biliyorum, suçlama kendini. Gideceksiniz buradan." dalga mı geçiyordu ciddi miydi emin değildim. Anlamsız bir ifadeyle kafamı salladım. Neye kafa sallıyordum ona da emin değildim sanki ruhum bedenimden ayrılmış kenardan tüm olan biteni hissediyor ve anlamaya çalışıyor gibiydi. 

Dirseklerimi dizime dayayarak öne eğildim. Nekta da o sırada ayaklarının üzerinde doğrulmuştu. Bir eli sandalyemin arkasında diğer eli de beline atmış  etrafı kolaçan ediyor, Dalandan bize gelebilecek olan saldırı için tetikte de duruyordu. Ben öne düşen saçlarımın arasından esen ılık rüzgarın esintisini yaşarken  Nekta  saçlarımı geriye doğru aldı ve sırtıma doğru koydu. Nazik hareketleri canımı yakıyordu,  açık yaralarımı hatırlamama sebep oluyordu. Hele de kendisini masum göstermesi benim yüzüme aptal olduğumu diğer anılardan daha fazla hatırlatıyordu.  "Kardeşimi bulmam gerek."  homurdanarak kafamı geriye yasladım ve gözlerimi kapattım. İçimden tüm bunların kabus olması için söyleniyordum.

"Şokun etkisindesin hala. Biraz dinlen. Onu aramaya birlikte gideceğiz." elini omuzuma koydu. Yanımda, benimle beraber olduğunu güvenmem gerektiğini fiziksel anlamda ima ediyordu ama bu imkansız. Kendini güvende tutmak ya da başkalarına istediklerini yaptırmak isteyen Nekta sizin başınıza her şeyi getirebilirdi, güven hariç. Omuzumda duran elini geriye atmak için doğrulduğumda bir ses duydum. Uluma. Korkulu bakışlarımı Nektaya çevirdim. Dalan birine zarar vermişti.

"Ya Dalan buradan birine saldırdı ya da bir şey sınırın kapısında yırtık atmış olmalı yoksa bu sesi duymamız imkansız." ayın yansıttığı ışıklar Nekta'nın yüzünde okunan endişeyi gözler önüne serdiğinde bu işin daha büyük bir şey olduğunu anladım. Başımı bile isteye belaya sokmuştum ve beraberimde kardeşimi ve masum görevlileri de sürüklemiştim. Yerimden kalktığım sırada bir uluma sesi daha duydum sonra bir tane daha, bir tane daha... İçimde büyüyen pişmanlık ve korku kubbe şeklinde olan ve okulu çemberin içine alan korumanın olabileceği derinliğe doğru Nektayı geride bırakarak koşmaya başladım. Ya sınırda ki görevlilere saldırmıştı ya da aşamayacağı büyülü sınıra dokunduğu için canı acımıştı kardeşimin. Bu iki seçenek de canımı yakmıştı. Ağaçlar yanımda geriye doğru giden rüzgar gibi ilerlerken yüzüme çarpan  ağaçlar dalları  ve ayağıma dolaşan  çalılıklar o kadar artıyordu. Önce en yakınımda ki sınırın olduğu tarafa doğru koştum. Bir kaç defa tökezledim , düştüm ama işin peşini bırakmadan devam ettim. Sınıra vardığımda normal gözüküyordu ve etrafta görevlilerden eser yoktu. Hemen sesin geldiği yönü baz alarak o tarafa koşmaya başladım. Böylece sınırın etrafında çember şeklinde aldığım zar zor nefesle ilerliyordum. Bir yerden sonra nefesim tükenmeye soluklarımı alamamaya başlayınca yavaşladım. Derin bir nefes alıp yoluma devam edecekken tökezledim ve yüz üstü çalılıkların düştüm. Kalkmaya mecalim kalmamıştı ama  biraz ileride şeffaf korumadan mavi bir parıltı gördüm. Sınırın kapısı kenarından vahşice  yırtılmıştı. Mavi parıltılar bunun kanıtı niteliğindeydi.

KISTASBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin