"SIR A SIZ"

30 8 19
                                        

"Yılanlar yani diğer bir ismiyle Nethusan binicileri gizemli kişilerdir. Kimseye güvenmeyen, sezgileriyle hareket eden ve genelde yalnız yaşayan binicilerdir. Yılanlar,  kindar ve öfkeye meyilli hayvanlar oldukları için Nethusan  biniciliğine tabi tutulmuş kimse gücüne kavuşmadan yılanlar tarafından geçmiş ve geleceklerin gazabını hissetmesi için boğarak öldürmeye çalışır. Son nefesini vermeden ise hemen geri çıkar ve güç onlara bahşedilir. Nethusan binicileri de diğerleri gibi güç doğuşundan yani  içinden gelir, bunu çıkartmak yılanlarda ki gibi boğulma travması, yakınlarının öldürülme travması ya da etrafında yaşanan yok olma vakasıyla gün yüzüne çıkartılır. Kadın binici adayları erkeklere göre bu durumu daha zor atlatır çünkü hisleri diğer kadınlardan daha keskin olan Nethusanın binicileri sezgileriyle önceden hissedebilir. Bu da kendisine ulaşacak kaçınılmaz sondan kurtulmak için çaba sarf etmesini gerektirir. Eski zamanlarda köyler arasında ara buluculuğu Nethusan'ın kadın binicileri yapardı. Onların sezgisel güçlerine bu sayede yalan söyleyip söylemediğini hissedebilirlerdi. Fakat  doğa da yaşanan bu olaylar çerçevesinde hayatta en çok kalan erkek binicilerdir. Kadınlara evren  sezgisel güçleri bahşederken  erkeklerde üstün derecede zeka yeteneği vermiştir. Bu sayede kadın Nethusan rakiplerini sezgilerini karıştıracak hatta sınırları zorlayacak kadar acıya maruz bıraktığında erkek Nethusan bincileri de pratik zekasıyla onları alt etmişlerdir."

"Oona!."dedim fısıltıyla. Eğer tek binicilik özelliklerini Delfin denen o çocuk öğrenirse kesinlikle kızı oracıkta gözünü kırpmadan öldürürdü. Alt dudağımı ısırdım. Delfin ile geçen her gün o kız için tehlikeliydi çünkü geçen her günde benden ya da bir başkasından Runu Efsanesinin katliam gibi öldürme ve tek olma çabasını öğrenebilirdi. Aklıma Oona'yı güvende olması için  bu binaya çağırmak geldi ama hemen vazgeçtim. Onu buraya almak bizim ve diğer öğrenciler arasından tehlikeliydi. İçime sıkıntı basmıştı. Ayağa kalkarak kitapları kimsenin görmeyeceği yere koydum. Mor bitkileri içeren kitabı daha hiç açmamıştım ama içime sıkıntı çöktüğünden kimsenin görmeyeceği raflardan birine Runu Efsanesi kitabını da kaldığım sayfayı katlayıp yerleştirip asansöre attım kendimi. Nektayla geldiğim şeffaf asansördeydim şimdi , Nekta'nın değişiyle binanın tam kalbinde ki kütüphaneden ayrılmak için asansöre biniyordum.  Zemin kata inerken binanın boşluğundan bahçede gezinen öğrencilere baktım. Hepsi gülüp eğleniyordu hiç uğraşacakları şeyler yokmuş gibi. Zemin kat için tık sesini duyduğumda ileri doğru atıldığımda uzaktan gelen tanıdık yüz ile göz devirdim.

"Nasılsın?" elinde kitaplarla bana bakan Nekta eski sahte yüz ifadesini taşıyordu.

"İyiyim ya sen?" dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Seni gördüm artık iyiyim." gözleri etrafta dolaştıktan sonra beni buldu.  "Kütüphaneden mi geliyorsun?"

"Evet." göz devirdim. Lafını uzatmak için saçma sapan  sorular soruyordu. "Ben gideyim." dediğimde boşta olan eliyle kolumu tuttu.

"Seçmeleri kazanmışsın." nefes verdi. "Kendine dikkat et." sesi fısıltı halindeydi ve bu içimde ürperti oluşmasına sebebiyet vermişti.

"Neden?" kendime çeki düzen verip silkinmek için  biraz uzaklaşarak yüzüne baktım. 

" Ars'ı kazıkladığına dair dedikodular devam ediyor ve Mile bunları anlatmayı sürdürecek. Heyet gelip sana hesap sorana kadar." burnunu usulca çektiğinde yüzünde ki soğuk ifadeyi gördüm. "Vampirler seni kendilerine ait bir tehdit olarak görüyorlar. Dikkatli olmalısın."

"Öğütlerin için teşekkür ederim." sahte bir gülümsemeyle kolumu Nektanın elinden kurtardım ve  zemin kattan ayırarak çıkışa doğru ilerledim. Söylediği söz doğru olsa da benim konum hakkında bu kadar ilgilenmesi beni rahatsız ediyordu.

KISTASBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin