"ADAPTE"

47 14 29
                                        

"Ne yaptın sen kendine?" diye fısıldarken  odaya girip  en yakın koltuğa attım kendimi. Bayılmamak için tüm bedenimi zorluyordum. Soren titreyen elime suyu tutuşturduğunda bir yudum aldım ve yanımda duran ufak masanın üzerine bıraktım. Tüm bedenimi suya soksam da şuan ki duygularımı dizginlememe imkan yoktu. Bakışlarımı başka bir şeye odaklamak, gördüğüm manzarayı unutmak istediğimde dikkatimi çeken manzara  kendime gelmemi  zorlaştırıyordu.  Titreyen bedenimi  bastırmak istercesine masanın kollarına tutundum ama bu da yardımcı olmamıştı.

Apra beni görünce elinde ki aleti durdu. Gözlerinde kırgın bir ifade ve akan yaşları ile anlamak zor olmadı. Duvarda duran aynanın önünde dişlerini birbirine kenetlemiş elinde ki aletle saçlarını yani yılanları kafa derisinden kazımaya uğraşıyordu. Ayağının dibine acıyla kıvrılıp düşen yılanlar bedenlerinden çıkan yeşil sıvılara bulanıyor ve acı bakışlar içinde hareketleri son buluyordu. Kendime gelmek bir yana bu görüntü nutkumun tutulmasına sebep oluyordu. Parmağım dediği canından olan, kafasında kıpırdanan yılanlar şimdi yerde hiç canlanmamış gibi yatıyorlardı. Görüntüleri unutmaya olayı hazmetmeye  çalışırken aleti çalıştırdı ve kafasındakilerin parçalanma sesine aldırmadan devam etti. Hıçkırık sesleri aletin sesiyle yok olmuştu. İstemsizce bakışlarım yerde yatan yılanlara gitti. Kopan bedenlerinden  çıkan yeşil sıvı Apra'nın ayaklarına bulanıyordu. Parmağı gibi hissettiği yılanların kanına ayakları bulanıyordu. Dudağımı dişlerken ona baktım. Bunu nasıl yapmaya cesaret ettiğine. Elinin titrediği açıktı. Aynadan kendine değil düşen yılanlar için ağlıyor gibi bir durum vardı ve bu canımı yakıyordu. Boğazıma oturan yumruyla yılanların kıvrılarak yere düşmesini izledim. Son bir kez daha yaptıktan sonra geriye yılanların derisini ve sıvısın andıran yeşil kafa derisi kalmıştı. Aynadan son bir kez kendine baktı. Tüm geçmişini ona zorla sildirmişlerdi. Yüzünde okunan acı ifadeyle bizimle göz göze gelmeden yatağın uç kısmına oturdu ve bakışlarını yeşil sıvıyla bulanmış ayaklarına dikti. Beyazdan yeşile dönen ayakları ona yılanları ve geçmişine, ailesine dair anılarını öldürdüğünü söylüyordu sanki. Yüzünden akan yaşlar ve hıçkırıkları da bunu doğrular nitelikteydi. Soren ve ben elimiz kolumuz bağlı şekilde bir yerde yatan yılanlara bir de kıza bakarken bakışları bizimle buluştu. Başka çarem yok der gibi bir ifadeyle göz yaşlarını silerek derin bir nefes aldı. Yeni bir başlangıç yapmak için yeni açılan beyaz sayfayı anımsatıyordu. Sildiği göz yaşları durmaksızın  yanaklarından süzülüyordu ama şu an ona destek olacak gücü değil ayakta duracak gücü bile bulamıyordum. Yılanların yerde yatan cansız bedenleri benden kopan bir parçaymış gibiydi sanki.

 Bir süre hiç birimizden ses çıkmadı. Soren yanımda oturmuş kafasının derisi yemyeşil duran kızı süzüyordu ben yerde ki ölü yılanlara bakıyordum,  Apra ise yılanların içinden çıkan yeşile boyanmış  ayaklarına... Şuan bir kez daha nefret ettim bu okuldan. Bu sefer sebebim Nekta değil heyet denilen o kişilerdi. Adi kişiler. Onu koruyacaklarına dair güvenli bir yere çekerken boyun eğmesi için söylediklerini bir bakıma yapaya zorlamışlardı. Ölü yılanlardan çektiğim bakışlarımı etrafta gezindirdim. Benim odamın aynısıydı dizaynı kapı yeleri yatak yeri dahi aynıydı. Kaybolan hıçkırık seslerinden birini tekrardan duyunca  kıza çevirdim bakışlarımı, artık susmaya da mecalim kalmamıştı.

"Neden bunu yaptın? Hani senin parmağın gibiydi?" dedim. Hala içten içe gelen titrememe hakim olamadığımdan bu seferde   oturduğum koltukta  ayaklarımı göğsüme çektim.

"Burada kalmak için yapmak zorundaydım." bana baktığında  kızaran yeşil timsah gözleri beyaz teninde daha kesin gözüküyordu şimdi.

"Başka bir yolu olmalıydı." dedim homurdanarak. Gözlerimi tekrardan yılanlara kaydığında Soren hışımla  kalkarak bana baktı.

KISTASBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin