"VEDA BALOSUNDA"

93 31 30
                                        


Odada kendi düşüncelerim arasında kalakaldım. Bunu öylece Dalan'a yapmam doğru değildi ama yapmak zorundaydım bizim iyiliğimiz, güvenliğimiz  için en iyisi buydu. Abla olarak yapmam gereken buydu. Suçlu hissetmeme rağmen kendimi avutmak istedim. Ama bu garip duygudan uzaklaşamıyordum. Önce odadan çıkıp Dalan'ın yanına gitmeyi düşündüm ama Lejin'in yanında olacağını bileceğim için vazgeçtim. Onun yerine dolabın altında gördüğüm çantaya bir kaç parça kıyafet doldurmaya başladım. Önemli gördüğüm, yada gerekli olan kıyafetlerden. Yanımda beni izleyen Mai ile batan güneşin yansıdığı ışıkla  çantamı toplamaya başladım. 

Ne kadar dalmışım bilmezken kapının açılma sesiyle korkarak döndüm. Koltuğun altına kaçan  Mai ile  bende kaçmak istesem de karşımda ki  elinde tuttuğu kese kutusu  ile Sari idi.

Dalgalı kızıla dönen sarı saçlarını dağınık topuz yapmış ve giydiği koyu renkli tayt ve tişörtüyle içeri adımını atar atmaz üzerinde ki kabanını çıkardı.

"Merhaba Luna, nasılsın?." yola çıktığımız gergin halinden eser yoktu. Dünden beri beni önemser bir hale gelmişti.

"İyiyim." suratına bakıyordum."Yukte nasıl?"

"O da iyi." gülümsedi. Ama ona garip bakışlarımdan anlamış olacak ki gülümsemesi uzun sürmedi. "Bir sorun mu var?" 

"Geçen güne kadar  benden haz etmemiştin ne oldu da bana bu kadar yardım ediyorsun, anlayamıyorum." Nekta gibi yalan söylenecek yada kandırılacağım bahanesiyle tedirgin yaklaşıyordum artık herkese. Hem daha bir kaç gün önce bana öyle davranan birinin şimdi böyle yapması hatta parti hazırlamasının ne anlama geldiğini kestiremiyordum. Dünden beri düşündüklerimi söylememle içimde bir rahatlama oluşmuştu. Mai'yi kucağıma alarak koltuğa oturdum.

"Evet o günler  öyleydi. Kusura bakma ama bencil gözüküyordun." gülümsedi. "Yani ben öyle zannettim aslında senin için değer taşıyan ya da yardım eden herkes için iyisini düşünüyormuşsun."

"Yukte'nin başına gelenleri kastediyorsun." dedim şaşkınlıkla.

"Evet." gülümseyerek elinde tuttuğu kese kutuyu bana uzattı." Bu da sen ve yavru için yemek." 

"Benim yerimde kim olsa aynısını yapardı. " keseyi alarak yanıma koydum. "Sonuçta bana yardım etmek için o hale geldi. Onu öyle bırakamazdım."

"Herkes dediğin gibi değil maalesef." iç çekti. "Her neyse şimdi siz yemeklerinizi yiyin. Ben birazdan tekrar geleceğim."

"Lejin yine sıkıntı mı çıkardı?" her an onun içeri girerek önceki sefer gibi beni köşeye sıkıştıracağı aklıma geliyordu.

"Hayır." güldü. Sahte bir gülümsemeydi bu. "Bu gece ondan çekinmene gerek olmayacak."

"Bu ne demek şimdi!." kaşlarım hafiften gerildi.

"Gelince anlatırım. Soren beni bekliyor aşağıda." hızla odadan çıktığında yavru  kesenin başında çoktan mırıldanmaya başlamıştı.

Kese kağıdını Mai' nin elinden kurtararak açtım. Şeffaf kutuyla sarmalanmış paketin içinde yatan balığı çıkardım ve yere bıraktım. Yavru hızla  zemine  yemeğinin başına üşüştü.  Balık balık diye söylenirken de bir yandan ufak pençeleriyle şeffaf poşeti yırtmaya uğraşıyordu. Aç olduğu her halinden belli olsa da onun bu çabası onu daha sevimli gözükmesine sebep olmuştu. Şeffaf poşetten yırtarak çıkarırken ağzıyla kuyruğunu tuttu ve oturur pozisyona geldi. Ölü balıkla kavga edercesine yemeye çalışıyordu.

Gülerek onu izlerken elimde tuttuğum kese kağıdına gözüm takıldı. İçinde bir kaç şeftali ve öncelerde yediğim sandviç vardı. Bu yemek işi muhtemelen Nekta' ya aitti. Yoksa kimse şeftali getirmezdi kahvaltı yada başka bir öğüne. Yüzüme yayılan gülümsemeyle hepsini çıkardım ve  yavrunun balıkla kavgasını izleyerek yedim.

KISTASBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin