18

478 46 23
                                        



Olmuyordu işte uyku tutmuyordu. Duyduklarımdan sonra, kalbim sanki hakkı varmış gibi kırılıp dökülüyordu ve ben toplayamayacak kadar cesaretsizdim.

Gecenin bilmem kaçında çıktım yataktan çalışma masamin üzerindeki günlüğümü açtım. Bugün aldığım çiçeği arasına koymayı unutmuştum. Loş ışıkta olabildiğince inceledim çiçeği Yeol 'ün bana aldığı ilk çiçek bu. Tam defterin arasına koyacakken boğuk sesiyle konuştu Yeol " o ne ". Ona dönüp yüzüme yapıştırdığım gülümsemeyi eksiltmeden " çiçek, sıramda buldum biri bırakmış çok ince bir davranış " dedim imayla ona bakarken ben bıraktım demesini bekliyordum. Çünkü o çok net biridir böyle şeylere ihtiyaç duymaz ama belli ki bu kez gizli hayranım olmak istemiş. Olsun bakalım. " ne yapacaksın onu kurutacak mısın " dedi hafif çatık kaşlarıyla. Anlam verememiş gibi bakıyordu çiçeğe. Biliyorum işte aldığını bu kadar rol yapmaya gerek yok değil mi. " evet günlüğümün arasında saklayacağım". Çatık kaşlarını havalandırdı bu kez " günlüğünün arasında. Peki Baekhyun ben uyuyorum. Iyi geceler sana. " dedi ve yorgani üzerine çekip sırtını döndü benim tarafa. Neydi bu şimdi. Uykulu halleri bir garip. Önemsemedim. Gidip bir kaç satır bir şeyler yazdım.

Günlüğümü kapatırken göz gezdirdim sayfalarına. Hiç bir isim yoktu babamın adından ve bir takma isim dışında. Imkansız ama olur da biri okursa diye. O takma isimden bahsedeceğim zaman hep açık mavi tükenmez kalem kullanırdım. Ve başlardım yazmaya az önce yaptığım gibi

Loey, bugün beni incittiğini bile fark edemeyecek kadar yanındaydım. Yakınındaydım. Karşında mı durmalıydım beni görmen için? Bilsen bendeki yerini utanır başka kimseden söz edemezdin. Lütfen Leoy! lütfen sarmayacaksan yaralama. Iyilestirdigin bedenime kalbimin yaralarını sen ekleme.

Kapayıp uyumaya gittim. Üzerimi örtüp gözlerimi kapadım. Bir süre sonra yatağın kenarı çöktü. Belime elleri dolandı. Gözlerimi açmadan mırıldanmaya çalıştım. " üzgünüm kimseyi üzmek istemedim". Karnımdaki elleri dudaklarıma çıkıp kapattı, saclarimi öpüp " unutalım. Uyuyalım bebeğim " dedi sakince. Uyuduk.

Okula gitmek zor değil ama karşımda Sehun varken ve ısrarla yemek yedirmeye çalışırken çok yıpranıyordum. Anlatamıyordum. Dışarıdan yemek yiyemediğimizi bir türlü anlatamıyordum. Bağırıp tüm kafetertayi başımıza toplamamak adına büyük mücadele veriyordum ve her uzattığı kaşığı ısrarla geri çeviriyordum ona dün olanları anlatırken. " yani Kyungsoo yu babalarımızın bazı şirketleri ortak diye uzaktan tanırım ama yine de üzüldüm. Ben biri için o kadar kişinin içinde ağlamazdım. Heleki bu bir Park ailesindense ." Göz devirmekten yoruldum artık ama Sehun bu tavrından yorulmamışa benziyordu " Jongin i görmedin tanımıyorsun bile çok önyargılısın" dedim sesimdeki sitemle. " her neyse Jongin in kabaligindan başka bir şey konuşalım." Dedi konuyu değiştirmek istiyordu. Söz konusu Park ailesi olunca tamamen dişlerini çıkarmış bir kaplana benziyordu. Beni nasıl kabullendi hala anlamadım. Konuyu değiştirmek istediğinde Yeol 'ün Sky aşkını anlatmak istedim ama kalbimin buna hazır olmadığını hissedince vazgeçtim. O hala ısrarla önündeki çorbadan bir kaşık uzatıyordu bana. Hayır desem de ağzımın önünde tutmuş inatlaşıyordu. Tamam pes ettim. Elimi sehunun elinin üzerine koyup kaşığı ağzıma hizaladım. Tam ağzımı açıp kaşıktaki yemeği kabul edecekken bir el benle Sehun'un eli üzerine yapıştı. Kafami kaldırıp baktığımda öfkeden gözü sadece beni gören bir Chanyeol gördüm. Biliyordum işte şimdi azarlayıp kızacaktı. Ben neden dışarı yemeğini kabul ettim ki.

" dışarıdan hiç bir yiyecek yemediğimizi unuttun mu Baekhyun " öfkesi sesini aşmış gözleriyle beni yakıyordu. Eli hala elimizin üzerindeydi Sehun elini çekene kadar. " ona ben ısrar ettim " dese de Sehun, Yeol onu duymazlıktan geliyor sadece benden cevap bekliyordu. " Sehun yiyordu zaten içinde bir şey yoktu eminim o sehunun yemeği neden zararlı olsun ki " dedim gayet ılımlı ve yatıştırıcı konuşuyordum. Daha Yeol konuşmadan Sehun girdi araya " hem sen neden bu kadar karışıyorsun istediğini yiyebilir " Sehunun kesinlikle ağzını kapatmayı öğrenmesi lazım. " haddini bil çeneni kapat çocuk " dedi Yeol. Sehun benden 1 yaş küçüktü, muhatabının o olmadığını net şekile belirtti. " ben haddimi biliyorum fakat onun yiyeceğine karışmaya çalışarak sen haddini bilmiyorsun galiba, tam olarak sen kimsin ?" Dedi Sehun kışkırtıyordu belliydi. Yeol geldiğinden beri ilk defa gözünü benden alıp Sehun a dikti. Yüzünde öfke ve mağrur bir gülüş belirdi. Elimi tuttu masadan kaldırdı. Sehun a doğru eğilip " resmi olarak kocasıyım." Dedi. Sehunun gözlerinde ufak bir hayal kırıklığı ve ihanet uğramış bir ifade vardı gördüm değişik bir duygu geçti gözlerinde. " ne " dedi kısık şaşkın halinden çıkmadan. Yeol cevap bile vermeme fırsat vermeden beni dışarıya sürükledi.

Gratefulness/ Minnet Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin