23

409 43 22
                                        

Bakışlarından dahi üşüyebilirdim. Karşımda elini çenesinin altında yumruk halde tutmuş Sehunun buz gibi bakışları beni ister istemez kırıyordu. Ben ona hiç bir şey yapmamıştım ki. Tam tersi ilk defa arkadaş bulduğumu sanmıştım. Daha doğrusu birinin samimiyetini içtenliğini sevmiştim ve arkadaş olmuştum. Olmayışı beni kırıyordu.

"Ne yapıyorsun sen !" Dedim. Dümdüz bir sesle. Anlamıyordum. Ayağa kalkmaya niyetlenince eliyle ufak bir işaret verdi. Oturmamı rica etti. Oturdum. Gitmek istiyordum, sonuçta Parklarla görüşmek istemeyen kendisiydi. Bir süre bir şeyleri düşünüp kendi zihninde rafa kaldırmış gibi görünüyordu ki konuşmaya başladı

"Anlat!" Dedi tekdüze ifadelerle. Sorguda mıydım da haberim yoktu. Ya da anlatacağım bir şey vardı da ben mi kaçırmıştım. Hiç bir fikrim yoktu. Ilaclarimi mı içmiyordum acaba yine. Biz Sehun la barıştık da ben mi unuttum yine. Tanrım lütfen ilaçlarımı içmeyi unutmamış olayım. Öyle bir karıştı ki zihnim gözlerimde bile bu ifade vardı emindim " ilaçlarımı mı unuttum yine" diyiverdim bi kereden. Aslında demek istememiştim ama zihnim benden habersiz sesli şekilde dillendirmisti. " Ne ilacı" dedi kaşlarını çatarak.

Eğer barışmış olsaydık bu şekilde soğuk durmazdı diye fikir yürüterek masaya yanaştım ıyice "ne yapmaya çalışıyorsun açık konuşalım. Ben imalardan ince hareketlerden anlamıyorum Oh Sehun." Dedim. Her an her şeyi unutma ihtimalim vardı diye kimseyle üstü kapalı konuşma huyum yoktu. Net bir insandım. Net olamadığım tek bir insan vardı. O da şu an konumuz dışı zaten.

Elini yasladığı masadan çekti, göğsünde birleştirdi. "Taylanda neden çöktün, o iş adamlarını neden bitirdin, anlat!" Dedi. Aslında bana hesap sormaya hakkı yoktu ama öyle bir ses tonuyla ve ifadeyle konuşuyordu ki. Seni ilgilendirmez diyemiyordum. Ya da belki ona olan içinde bitiremedigim dostluk kavramından dolayı kestirip atmak istemiyordum. Ama yine de bu benim alttan alıp ona karşı uysal olacağım anlamına gelmiyordu.

Masadan hafifçe geri çekildim. Bacak bacak üstüne attım, elimle dizimde olmayan tozları savuşturdum ve bunları yaparken sinir bozucu bir yavaslikla yapıyordum. Hafif bir gülüş yerleştirdim yüzüme ve "18. Yaş günü hediyemdi. Canım sıkılıyordu eğlendim." Dedim. Tamamen duygusuz bir tonda. Bunu der demez gözünden sinir, öfke, kızgınlık alevleri fırladı. Bir hışımla masadan kalktı. Geldiği hızla gitti masadan. Kaldım yerimde, önümde henüz bitmemiş yemeğimle bakıştım. Kalkıp kalkmamak arasındaydim. Olanları düşünüyordum. Evli olduğum bi şekilde duyulacaktı bu geceden sonra peki Yeol ne tepki verirdi. Sky duyarsa onunla olma ihtimali yok olurdu. Her yönden zarardım ben. Yeol için ne yapmalıydım. Içimdeki pişmanlıkla ofladım. Kalkıp eve gidip olanları anlatmalıydım. En azından Yeol kendi arkadaşlarına ve Sky a karşı makul bir açıklama bulabilirdi bu süreçte. Elimdeki çubukları masaya bırakacakken karşı sandalyem çekildi. Baktığım zaman şaşırdım. Sehun yine aynı ifadeyle karşıma geçip oturdu tekrar.

"Anlat lütfen. Doğruları " dedi. Şaşırdım açıkçası. Sorguluyordu. Öncesinde yapmadığı şeyi yapıyor beni sorguluyordu. Gördüğüne duyduğuna inanmayıp bir şeyler için çabalıyordu. Kafami hafifçe iki yana sallayınca tekrar " lütfen," dedi. Gözlerinde az önceki öfke yoktu. Anlatmamı istiyordu gerçek anlamda. "Park ailesinin işleriyle ilgilenir miydin sen?" Dedim.

Bir kaç saniye gözünden şaşkınlık ve afallama geçse de kendini toparlayıp "lütfen " diyince icimdeki o umursamaz gardı yıkmıştı. Gözümü önümdeki tabağa çevirdim. Hemen köşede duran korumalarıma baktım. Etrafı incelemem bitince tekrar onunla göz göze geldim. Hâlâ aynıyd, cevap duyma ihtiyacıyla bakıyordu gözlerime. "Benim için değerli birini kaçırdılar. O şekilde cevap vermem gerekiyordu" dedim. Uzaktan bakan küçük bir çocuğun abisine hesap verisi diye görebilirdi. Aynen öyle görünüyorduk.

Gratefulness/ Minnet Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin