Her sey aşılır; yollar, yıllar her şey toparlanır; dağılan saçlar, makyajlar her şeyin bir çaresi çözümü vardı elbet ama içimdeki bu kırgınlığın çaresi neydi bilmiyordum. Lânet olsun ben tedavisi olmayan bir hastalıkla mücadele edecek kadar cesur değildim. Ben içimdeki kırgınlığı söküp atabilecek güçte değildim ki, neden bunu yaptın bana Yeol.
Uçuruma giderken zihnimin uyuşuluğunu çalan telefonum kendine getirmişti. Açmak istemiyordum. Konuşmak istemiyordum. Tartışmak istemiyordum. Şu an efor sarf edecek hiç bir eylemde bulunmak istemiyordum.
"Efendim"
Sesimin bana bile yabancı gelişi arayan Chanyeol u de ürkütmüş olacak ki bir süre konuşmamayı tercih etti. Kendini toparlayınca konuşmaya başladı.
"Nereye gidiyorsun?" Az önceki tartışmayı yapan biz değildik sanki. Öyle sakindik ikimizde.
"Uçuruma"
"Neden! sen gitmezsin oraya. Aklından ne geçiyor senin" yine yükseliyordu sesi. Bu adama sabır denen şey bünyesine eklenmemiş belli.
"Korkma sadece dinlenmeye gidecektim." Onun yükselmiş haline zıt şekilde sakindim. Sesimi ben bile zor duyuyordum. Onun duyup duymamasiyla şu an ilgilenmiyordum açıkçası.
"Eve gel, konuşalım" konuşmuştuk ki biz. Konuşulmayan her şeyi konuşmuştuk dahası yoktu. Ötesi berisi yok! Konuşulacak tek bir söz bile bırakmamıştık ki.
"Tamam eve geliyorum" demistim size tartışacak gücüm yoktu.
"Hemen!"
"Hemen" dedim sakinliğimle, kapadım telefonu. Şoföre eve geçeceğimi söyleyip dışarıyı izledim. Geçen ağaçlar yollar bir bir içimi sızlatıyordu. Sığamıyordum. Olduğum yere sığamıyor, gittikçe küçülüyordum.
Baba gel artık lütfen. Ben bu tiyatroyu tek başıma yürütemiyorum artık.
Eve vardığımızda odanın önünde Chanyeol bekliyordu. Geldiğim gibi elimi tutup mutfağa yönlendirdi.
Bir sandalye çekti oturttu beni, kendi de mutfak önlüklerinden birini aldı beline bağladı iplerini. Konuşmadık.
Kalktım masadan yavaşça geçtim arkasına. Beni hissedince duraksadı tezgahta olan elleri. Ipleri söktüm, önlüğü tezgaha bıraktım, yemek yapmasına gerek yoktu artık.
"Aç değilim. Teşekkür ederim." Dedim yüzüne bakmazken.
"Saçmalama sabahtan beri yemek yemedin biliyorum. Bende açım birlikte yiyelim hm?" Dedi az öncekine nazaran yumuşamış sesi ılımlıydı.
Uzaklaştım ondan mutfakta hazır olan yemekleri görünce bir tabak alıp hangi yemek olduğuna bile bakmadan üst üste doldurdum tabağa. Masaya bırakıp bir kaşık aldim oturdum. Tabagimin görüntüsü kalmış yemeklerin hayvanlar için toplatılmış ve üst üste istiflenmiş haline benziyordu. Açıkçası umrumda değildi. Kaşığı daldırıp dolu dolu koydum ağzıma. Öyle dolduruyordum ki bir daha bana açsın sen dememesi için savaş veriyordum sanki, ya da konuşmamak için ağzımı tıka basa dolduruyor da olabilirdim. Dolu gözlerim umrumda değildi. Karşımda oturup elleriyle yüzünü sıvazlıyor konuşmak için bir boşluk arıyordu ama o boşluk bende değildi. Tıka basa doluydum. Zira dolu dolu ağzımla da hiç konuşacak değildim.
"Bak.. bak beni yanlış anladın" elini bana uzatmış açıklamaya çalışıyordu bir şeyler. Duymuyordum. Ağzım doluydu benim!. Ağzı dolu olanların kulakları duymazmış bilmiyor mu sanki. Bir kaşık daha aldım.
"Aslında demek istediğim şeyler onlar değildi. Yani.. Yani demek istediklerimi yanlış kelimelerle sana aktardım özür dilerim."
Bir kaşık daha. Bir kaşık daha.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gratefulness/ Minnet
FanfictionMerhaba ben Park Beakhy.. ahh özür dilerim Byun Baekhyun. 7 yıllık evliliğim bitmiş olsa da henüz alışamadım. Her neyse. Şu an benim restoranımda eski eşim Park Chanyeol bir kadınla benim yaptığım yemeği yiyerek soft bir sohbet içerisinde. Kıskanıyo...
