"Kahretsin! Burada da değil!"
"Kim geldi!?"
Tekerlekli sandalyede yaşlı bir adam gelmişti. Yanında ise iki tane adam vardı. Adamlar, askerlere silah çektiğinde onlarda silah çekmişti.
"Siz kimsiniz!?"
"Ben Keşif Birliğinin Komutanı Erwin Smith! Levi Ackerman'ı arıyoruz. İzini takip ettik ve geldiğimiz yer burası!"
"Levi.. evet 1 gün önce buradaydı!"
"Şimdi nerede!? Siz kimsiniz!? Ve amacınız ne!?"
"Cevap verme zorunluluğum olduğunu sanmıyorum!"
Eren ve Mikasa aynı anda yaşlı adamın yanında duran adamlara sıkmıştı.
Hange ise silahını yaşlı adama doğrulttu ve konuştu.
"Artık zorundasın!"
Yaşlı adam gülümsedi ve askerlere döndü.
"Neden onu arıyorsunuz ki? Ne yaptı size?"
"Bu konunun sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum. Ama eğer çok merak ediyorsanız söyleyeyim. O Keşif Birliğindeki bir Yüzbaşı. Aramamız için bir sebep değil mi?"
"Ah.. anladım."
"Konuşacak mısın!? Bizi oyalama!"
"Siz Bay Ackerman mısınız?" Dedi Armin.
"Evet. Bana Bay Ackerman diyorlar."
"Levi ile ne alakan var?!"
"Torunum olur."
"Nerede Levi!?"
Bay Ackerman konuşmayınca Hange tekerlekli sandalyesine tekme atmıştı. Bay Ackerman sendelemişti.
"Birdaha sormayacağım!"
"Mezarlıkta. Onu orada bıraktık. Zaten oda orada durmak istedi."
Hange ve Erwin dışarı çıkıp mezarlığa gitmeye başlamıştı. Diğerleri ise adamı tutukluyordu. Mikasa ve Eren de daha sonra peşlerinden gitmeye başladılar.
"Hange sakin ol düşeceksin!"
Güneş çoktan batmıştı. O yüzden etraf net görünmüyordu.
Mezarlığa giriş yaptıklarında yağmur ve karanlığın etkisi ile zor görüyorlardı.
"Levi!"
Sesleniyorlardı ama ses yoktu.
Ayakları bazen mezar taşlarına çarpıyordu ama umursamadan aramaya devam ediyorlardı.
