1.BÖLÜM

18.6K 1.1K 285
                                        


2 yıl 8 ay sonra...

Dumanı tüten kahveden bir yudum alarak kokusunu içime çektim. Hayat şu andan ibaret olmalıydı. Sessizlik ve bir fincan sütlü kahve...

İçimdeki deniz hep bir hırçın hep bir hüzünlüydü ve huzur benim limanına hiç uğramıyordu. Ara sıra içime çektiğim kahve kokusu ile varlığını hatırlatıp kaybolması can sıkıcı olsada hiç yoktan iyidir diye kendimi avutuyordum. Sahi ne zaman bir son verecektim kendimi kandırmaya?

Annemle aramdaki sorunu halledince mi?

Egemeni affedince mi?

Yoksa yeniden yaşamaya karar verince mi?

Belki annemle aramda olan sorunu hallederdim ki bu çok zor bir ihtimaldi ama yinede annemdi işte. Hani şu beni dokuz ay karnında taşıyan kadın. Oğlu için yanan yüreğime daha çok benzin döken annem!

Ahh... Ona ne kadar öfkelenirsem öfkeleneyim yinede hak veriyordum. Kızı ve oğlu yanında olsun istiyordu fakat bizim Egemenle bir arada olmamız üçüncü dünya savaşının başlamasına vesile olabilecek kadar tehlikeliydi. Dilimin ucunda dolaşan zehirli kelimeler her fırsatta Egemeni yaralamak için bekliyordu. Ona öfkeli olsaydım bu süreç bir şekilde zor da olsa atlatılırdı fakat ben öfkeli değildim. Ben ağabeyime kırgındım. Beni düşünmeyişine, beni seçmeyişine ve bütün hayatımı alt üst etmesine...

Sevdiğim adam tarafından hasta yatağımda terk edilmem, kendimi tek özgür hissettiğim dansıma son vermek zorunda kalma ve aylarca onun yüzünden yatağa bağımlı yaşamam kalbimde Egemene karşı kapanmayacak derin yaralar açmıştı. Üstelik annemin sırf bu olanları sindiremediğim için beni kinci ilan etmesi...

Ahh annem... Ahh...
Oğlunu vicdan yükünden kurtarmak isterken kızını nasıl bir yükün altına soktuğunun farkında olsaydın böyle mi davranırdın?

Yahut ben oğlundan daha mı değersizdim?

Elimdeki fincanın masanım üzerine bırakarak oturduğum koltuktan kalktım. Saatlerdir hiçbişey yapmadan kaç fincan kahve içmiştim artık saymayı bırakmıştım. Zaten ne zaman düşünmeye başlasam kendimi hep aynı durumda buluyordum.

Tek başına ve yalnız...

Ne zaman yalnız olduğumu düşünsem Eylül'ün kızgın yüz ifadesi gözlerimin önüne seriliyordu. O cırtlak sesiyle "Ben ne güne duruyorum Çisem! Ben varım kızım ben. Ne demek yalnızım."diyordu. Allah var bir kere olsun yalnız kalmama izin vermemişti. Tamam bazen beni çileden çıkarıyordu ama o olmazsa yaşadığım sancılı ayları atlatamazdım.

Bir insan yanınızda değilken bile nasıl olurda varlığını hep hissettirirdi?

Eylül böyleydi işte. Yokken bile hep vardı. Bilirdim ki düşmeme izin vermez,düşersemde kalkmam için ellerimi tutardı. Onuda mı başaramadı o zaman yanıma oturur yaralarımı sarmalardı. Kaç geceyi sabaha çevirmiştik birlikte hatırlamıyordum bile. Sırf ben ağlıyorum diye ağlayan bir insandan bahsediyorum. Lisede hayatıma giren bıcır bıcır konuşan, ışıl ışıl kahverengi gözlerle etrafına hayat veren bir kızdı. Benim aksime dokunduğu hayatlar rengarenk oluyordu ve ne yalan söyleyeyim bu yönünü kıskanmıyor değilim.

Ben kırık, dökük bir viraneyken o, ışıl ışıldı.

Kazadan önceki bende öyle değil miydim?

Hatta ve hatta ben şımarık bir kızdım. Her istediğini elde etmiş, çevresinde pervane olan tonlarca adama göz ucuyla bile bakmayan ama egosunuda tatmin etmekten geri kalmayan bir ukala. Aşık olup aşık olduğu adam tarafından delice sevildiğini sanan bir ahmak...

DÜNYA YANSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin