8.BÖLÜM

9.5K 786 58
                                        

Kalbimden gelen çatırtılar ve ruhumdan gelen çığlıklar...

Kalbimde kırılacak yer kalmadı sanırdım ama öyle değilmiş. Tanıdığımı sandığım ama aslında sonradan çıkan gerçek yüzlerini gördüğüm her insan biraz daha kalbimi zedeliyordu. Evren nasıl olurda böyle birşey yapardı? Üstelik pişman değildi. Bir anlık bir öfkeyle yapmamış aksine bile isteye yapmıştı bunu. Öfke anında bile kabul edemeyeceğim gerçek kanımı dondurdu. Damarlarımda kan yerine zehir dolaşıyor gibi hissediyordum.

Ruhum...
Ruhumun attığı çığlıklar kulaklarımı sağır edecek derecedeydi. Neden? Neden acı peşimi bırakmıyor, bir gölge gibi takip ediyordu beni. Buz mavisi gözlerinde tek bir pişmanlık kırıntısı aradım. Kötü bir insan olmadığına inanacağım, tutunacağım bir dal bulmak istiyordum. Gördüğüm tek şey ise boşluktu. Hissiz, bomboş bakıyordu.

"Nasıl yaparsın?" dedim titreyen sesime lanetler okurken.

Sustu. Ama bu suskunluk beni cezalandırmak isteyen bir adamın suskunluğuydu. Beni  bu raddeye sen getirdin ,ikimizide yakarsın demiştim ben sana deme şekliydi bu. Yanından kalkarak karşısına geçtim.

" Sen... Sen delirmişsin. Cani misin sen? Nasıl yaparsın böyle birşeyi nasıl? Birde karşıma geçmiş rahat rahat konuşuyorsun!"

Her saniye katlanan öfkeme rağmen kimsenin duymayacağı şekilde konuştum. Polisler duysun istemiyordum. Neden? Neden istemiyordum ki? O suçluydu! Cezasını çekmeliydi.

" Ben yanıyorsam bu şehirde yanacak içindeki insanlarda! Ben onun yüzünden senden oluyorsam o da herşeyinden olacak!" dedi benim sessiz sesime zıt bağırarak.

"Sus!" diyerek tekrar yanına oturdum ve "Sus, şimdi birisi duyacak." dedim.

Allahım ben ne yapıyorum böyle. Yaptığı şeyi bilerek susuyordum. Bu da bir suç değil miydi? Kendimle çelişiyor her seferinde kendi duvarlarıma çarpıyordum.

"Neden? Doruğun yapamadığını yap ve beni şikayet et. Hadi sevdiğin adama bunu yapanı cezalandır Çisem." buram buram nefret kokan sesi yüzüme çarptı.

"Saçmalama! Benim Doruğu sevdiğim falan yok." diyerek savunmaya geçtim hemen.

Onu sevmediğimi anlamak bu kadar zor olmamalıydı. Yahut Evreni sevmiyor olmamı Doruğa bağlamak zorunda değildi. Evren? Evreni seviyor muydum peki?

Sevmek mi alışmak mı?

İşte bu sorunun cevabını bir türlü bilemiyordum. Bilmemek yoruyor bilmemek korkutuyordu. Öte yandan kendime benci derken Evrenin benden daha bencil olduğuda ortadaydı. Evren tekrar suskunluğu bürünürken bende yanından kalkarak çıkışa yöneldim. Sevmediğimi benden duymak onu rahatlatmış gibiydi ama ben öğrendiklerimle hiç mi hiç rahat değildim.

"Nereye gidiyorsun? Arabam o tarafta değil."

"Seninle gelmeyeceğim."

Evreni zar zor ikna ettikten sonra bana bir taksi çağırmış ve taksinin gelmesini benimle birlikte beklemişti. Şimdi ise Doruğun yattığı hastaneye gidiyordum. Belki vicdan yükümü azaltmak için belkide onu gerçekten görmek istediğim içindi. Bunu tam anlamıyla bilmiyordum. Bildiğim birşey varsa gidip Evreni polise vermeyeceğimdi. Zaten ben böyle birşey yapsam Evren daha fazla ileriye gidecek ve daha büyük zararlar verecekti. Bunu göze alamazdım. Hadi ben herşeyi göze aldım diyelim o zamanda dışarıya çıkması çok kısa bir süresini alacaktı. Çünkü lanet olası paranız varsa bu dünyada en güçlü sizsiniz demek oluyordu. Taksiden inmek ve hastaneye adım atmak eziyetten öte bir durumdu. Aylarca çektiğim acılar, yaşadığım her bir gün birer birer zihnimde canlanırken bir kez daha o günleri yaşıyordum. Güçlü bir kadın olduğumu düşünmüyordum. Ben güçlü olmak zorunda bırakılan bir kadındım. Doruğun yattığı odanın katına geldiğimde kapısının önünde Cenk, Gül teyze ve Ender amca bekliyordu.

DÜNYA YANSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin