İyi ve kötü bütün anılar bir bir gözlerimin önünden geçerken ilk defa yaşamak istediğimi fark ettim. Oysa ölmek bana hep kurtuluş gibi gelirdi. Belkide beni hayata bağlayan şey Gökhandı. Küs olduğum herkesi affetmek, kimseye karşı bir kırgınlığım olmadığını ve Gökhana onu ne kadar sevdiğimi söylemek istiyordum.
Ölmekten korkuyor muydum?
Hayır!
O zaman kalbimi bu denli çarptıran şey neydi?
Gökhanı eksik bırakmak! Evet, bu beni deli gibi korkutuyordu. Eğer beni gerçekten çok seviyorsa ki ben buna inanıyordum o halde sevdiği kadın karşısında öldürülen bir adam olarak toparlanması çok zor olacaktı. Ben sevdiğim insanları kaybetmeye alışkın bir kadındım. Ömrüm boyunca zaten hep bir şeyleri öyle yada böyle kaybetmiştim. Ama Gökhan hep kazanan taraftaydı.
Sahi beni unutur muydu?
Yerime bir başkasını sever miydi?
Beni yerle bir eden, kalbimi acıtan asıl soru buydu. Mutlu olsun isterdim elbette. Ama bir başkası... Ahh düşünmek bile istemiyordum.
Aşık olduğum adam korkuyla gözlerimin içerisine bakarken "Korkma sevgilim. Sana bir şey olmasına izin vermem. " dedi.
Onu ilk defa bu kadar çaresiz görüyor, sözlerinin yalan olduğunu hissediyordum.
Arkamdaki adam namluyu belime bastırarak "Onu kandırma Gökhan. Sonu ablamla aynı olacak. Bunu ikimizde çok iyi biliyoruz." dediğinde gözlerimi sıkıca yumdum.
Bir ablası mı vardı?
Bir ablası vardı ve ölmüş müydü?
Sevdiğim adamın yaralarını bilmiyor olmak içimi sızlatırken ağlamamak için yanağımın içini ısırdım. Zaten bir arap saçının içerisindeydik birde ağlayarak üzerine tuz, biber olmak istemiyordum.
"Eğer ona bir şey olursa bu evden sağ çıkamazsın."
Git gide öfkelenen Gökhan'a karşın arkamdaki adam keyiflemişti.
"Yanılıyorsun ben bu evden elimi kolumu sallayarak çıkacağım. Şimdi silahını indir."
Bir şeyler söylemek istedim. Gökhan'a güç verecek bir kaç kelime. Ama kurumuş dudaklarımdan tek bir harf bile çıkmadı. Gökhan silahını bırakmak için yere eğildiği sırada kapının gürültüyle açılması ve silahların tekrar patlaması bir oldu.
Bedenim hızla yere çarparken " Eylül!" dediğini ve bana doğru atıldığını gördüm.
Ve bir kez daha eriştiğimi sandığım mutluluk avuçlarımın arasından kayıp gitmişti. Ne ölüm hayal ettiğim gibiydi nede bir adamın bana karşı duyduğu his. Keşke Cenk gibi Gökhanda beni sevmeseydi. O zaman acı çekmez ve yaşamaya devam ederdi. Oysa az önce işittiğim ses tonu saf acı barındırıyordu. Herşeyin yanı sıra Çisemin ve ablamın öldüğümü duyduklarında verecekleri tepkiyi merak ediyordum. Büyük ihtimalle Çisem deliye dönerdi. Bir arkadaş değilde bir kardeş gibi bağlıydık birbirimize. O kardeşini kaybedecekti benim gidişimle birlikte. Peki ablam? Çisem kadar olmasa bile üzülür müydü? Üzülsün istiyordum. Beni yalnız bıraktığı her saniye için üzülmeliydi.
"Eylül... Eylül! Kapatma gözlerini. Yalvarırım beni sensizlikle sınama. Senin yokluğunda yaşayamam kadın bana bunu yapma. Eylül! "
Gökhan bedenimi kucağına alırken gözlerimi kapatmamak için direniyordum. Onu duymak ve cevap verememek berbat bir histi.
"Allah aşkına bir şey söyle. Ben senin suskunluğuna alışkın değilim bir şey söyle bana."
Artık yüzünü göremiyordum. Kapanan gözlerime inat açık olan bilincim ağladığını algılayabiliyordu. Hep sevmenin ve sevilmenin dünyanın en güzel şeyi olduğunu düşünürdüm. Oysa bu iğrenç dünyada en berbat şey sevmek ve sevilmekti. Sevmekte, sevilmekte acı vericiydi. Bu dünyada insan yalnızca kendisini düşünmeliydi. Ama insan sevince kendisini düşünemiyordu. Tıpkı benim gibi...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÜNYA YANSA
RomansaBir adam iki kişilik... Hem merhem hem yara... Bir kadın kırık,dökük baştan sona yıkım... Ölümün varlığını unutarak yaşadığım gerçeği yüzüme okkalı bir tokat olarak inerken mavinin en güzel tonuna baktım. Az önce benimle alay eden adam şimdi nefes...
