Bir çift göz kaç farklı duyguyu aynı anda barındıra bilirdi?
Depremler, yangınlar ve yıkımlar...
Aramızdaki mesafeye rağmen gözlerinden geçen onlarca duygudan bir kaçını seçebiliyordum. Ama aralarında ne bir pişmanlık kırıntısı ne de bir vicdan rahatsızlığı vardı. Sanki dünya üzerinde bir benim yaptıklarım ve söylediklerim karşısında üzülüyor, merhamet duyuyordu. Onun dışında herkese taş duvar ve acımasızdı.
Ben ona acımasız davranıyordum o başlarına...
Oysa amacım canını yakmak değildi. Mutlu olabiliriz sanmıştım. Ama şimdi bunun mümkün olmadığını net bir şekilde görüyordum. İkimizde zarar vermek ve zarar görmek için gelmiş gibiydi bu dünyaya. Bizim birbirimizin yaralarını saracak gücümüz yoktu. Biz ancak yara açabilirmişiz gibi duruyordu. Yaslandığım duvardan bedenimi çekerken bir saniye bile gözlerinden ayırmadım gözlerimi. Mavinin en açık tonu ile bakıyor, tarifini edemeyeceğim duygular yeşertiyordu kalbimde. Daha ilk ayrımda yollarımızı ayırdığımız gerçeği oldukça canımı sıkıyordu. Sevgi isteyen benliğim hâlâ kalmak için diretirken bakışlarımı Evrenin üzerinden çekerek çıkışa doğru yürüdüm. Kalmak için kendini parçalayan yanımı artık duymazdan gelmek o kadar da kolay gelmiyordu. Yinede kalmaya cesaretim yoktu. Kaçmayı tercih etmiştim bir kere. Arkamdan gelmeyeceğini biliyordum. En az benim kadar umutları kırık en az benim kadar sinirliydi. Büyük ihtimalle buraya gelmemi sindiremeyecekti.
* * *
EYLÜL
"Kuşum vallahi haksızlık ediyorsun."
Berkayı ikna etme çabalarım son sürat devam ederken bir yandanda menüye göz gezdiriyordum.
"Yok yok, bu sefer o kadar kolay affetmeyeceğim. Görürsün bak!"
Gözlerimi devirerek "Tabi tabi." dedim. İkimizde biliyorduk ki Kadir şimdi arasa yelkenleri suya indirirdi. Her konuda tartışıyorlar, bizim beynimizin etini yiyorlar sonrada hiçbişey olmamış gibi mıç mıç oluyorlardı. Olan bizim zavallı beynimize oluyordu.
"Sen inanma bana. Ne demek bana haber bile vermeden iş arkadaşlarıyla kahve içmeye gitmek. Ayol ben burada neyiyim onun? Sevgilisiyim, sevgilisi. Ya fark edecek ya fark edecek." dedi sinirle soluyarak.
"Alt tarafı bir kahve içmiş. Birbirinizi kırmaya değer mi?"
Benim sözlerime sinirlenerek ağzını açtığı sırada yanımıza gelen garson sayesinde tekrar kapattı ağzını. Bu durum sayesinde yiyeceğim azar biraz olsun ertelenmiş olmuştu. Siparişlerimizi verirken restoranın kapısından Evreni ve Gökhanı gördüm. Evren ve Çisemin arasında olan son olaylar yüzünden Evrene biraz öfkeli olsamda kendisi hâlâ benim ideal enişte adayımıdı. Anlam veremediğim bir şekilde Çisemi mutlu edebilecek tek kişinin o olduğunu hissediyordum. Yada Nünü beynimi fazla yıkamıştı. Çaprazımızdaki masaya geçerlerken ikiside başlarıyla selam vermişlerdi. Gökhan iki defa karşılaşmamıza rağmen yıldızımızın pek uyuştuğu söylenemezdi. Fazla küstah bir adamdı. Hele cumartesi gecesi bana söyledikleri... Ahh aklıma geldikçe yeniden sinirleniyordum.
"Sana diyorum bacım."
"Berkaycığım bak ne yapalım biliyor musun? Ben Kadiri arayayım o da bize katılsın. Gönlünü almak için uğraştığına eminim ben." dedim umutla.
Zira biraz daha dinleyecek gücüm kalmamıştı. Yahu zaten kendi derdim kendime yeterdi. Birde kalkmış aşk acısı dinliyordum. Gerilere attığım Cenk düşüncesi gün yüzüne çıkarken bir türlü sızısı dinmeyen kalbimin ritmi değişmeye başlamıştı bile. Nasıl olurda adıyla bile bu kadar heyecanlana bilirdim?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÜNYA YANSA
RomanceBir adam iki kişilik... Hem merhem hem yara... Bir kadın kırık,dökük baştan sona yıkım... Ölümün varlığını unutarak yaşadığım gerçeği yüzüme okkalı bir tokat olarak inerken mavinin en güzel tonuna baktım. Az önce benimle alay eden adam şimdi nefes...
