Korku...
Beş harften oluşan lanet bir kelime. Korkuyordum ama neyin beni bu denli korkuttuğunu bilemiyordum.
Evrenin avına saldırmaya hazırlanan avcı gibi bize bakmasından mı?
Yoksa bizi yanlış anlamasından mı?
Rezil bir durumdaydım. Titreyen ellerimi elbisenin eteklerine silerek Doruktan uzaklaştım.
"Evren ben..." dedim ama devamını getiremeden ağlamaya başlamıştım bile.
Hissettiğim vicdan azabı o kadar ağırdı ki omuzlarım taşıyamazdı bu yükü. Hayal kırıklığı ile gözlerimin içine bakan bir adam vardı karşımda. Her koşulda yanımda olan ve beni el üstünde tutan bir adam. Nasıl izah ederdim içinde bulunduğum durumu. Herşeyi anlatsam bana inanır mıydı?
"Sen ne?" dedim gözlerini bir saniye bile gözlerindem ayırmadan.
Ben birsey yapmadım demek istedim. O beni öptü ne olduğunu bile anlayamadım. Ama Doruk benden önce davranarak araya girdi.
"Ne olacak kimi sevdiğini hatırladı."
Ben daha duyduğum kelimeleri hazmedemeden Evren Doruğun üzerine atlamıştı. Düşünce yetimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Ne Evreni durdurmak adına bir eylemde bulunuyor nede yardım istiyordum. Öylece durmuş çığlık çığlığa ağlıyordum.
Tam hayat bu sefer ayakta kalmama izin verdi dediğim anda yine en dibe çekiliyordum. Beni anlamayacak, dinlemeyecekti bunu o saniye anlamıştım. Gözünün gördüğüne, kulağının duyduğuna inanmayı seçmişti çoktan. Evren,ata biner gibi Doruğun üzerine çıkmış sert darbelerini yüzüne indiriyordu. Titreyen bacaklarım bana ihanet ederek yürümeyi reddediyordu. Yinede öne doğru bir adım atarak Evrenin koluna yapıştım.
"Dur, yeter artık Evren. Öldüreceksin onu!"
Sesim otoparkta yankılanarak yok olurken beni duymamazlıktan gelerek kolunu elimden kurtardı. Durmak yerine mümkünmüş gibi daha sert vurmaya başlamıştı. Ve ilk defa bana sürekli şevkat gösteren adamın gerçek yüzünü görmüştüm. Onu çekiştirmeye çalışmam, durması için ağlamam umrunda bile değildi.
"Ağabey!" dedi tanımadığım bir ses.
Her adımda bize yaklaşan adamı bulanıklaşan gözlerim yüzünden göremesemde bizi bu durumdan kurtaracak kişi olduğunu anlamıştım. Yoksa benim Evreni durdurmam pek mümkün görünmüyordu. Ben kenarıya çekilirken gelen adam Evreni Doruğun üzerinden zar zor çekmişti. Ama Evrenin durmaya hiç niyeti yoktu. Birkaç kişi daha gelip Evreni zaptetmeye çalışırlarken Eylülün sesini duymala dizlerimin üzerine çökmüştüm.
"Çisem iyi misin bebeğim?" diyerek yanıma oturan Eylül beni kollarının arasına alarak sakinleştirmeye çalışıyordu.
Ama bu boşa bir çabaydı. Çünkü artık içimde taşıdığım acı dayanılacak gibi değildi. Düştüğüm durum, korkum, acım hepsi aynı anda üzerime hücum etmişlerdi ve ayakta kalmaya takatim kalmamıştı. Benim hıçkırıklarım Eylülün hıçkırıklarına karşıyor beni dahada derinden sarsıyordu. Ağlasını istemiyordum. Astım krizine girmesini üstelik benim yüzümden bir krize girmesini istemezdim. Ama ne kendi ağlamamı durdurabiliyor nede ona ağlama diyebiliyorum.
"Bırakın beni! Geberteceğim bu piç kurusun. Sen... Sen nasıl izin verdin lan seni öpesine?"
Evren öfkeli sözlerini üzerime salarken daha çok sokuldum Eylüle. Bu öfkenin bizi yakıp, yıkacağı gün gibi ortadaydı.
"Evren lütfen. Nasıl ağlıyor görmüyor musun? Bir açıklaması vardır eminim ki." dedi Eylül ağlamasını biraz olsun bastırabilmiş bir şekilde.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÜNYA YANSA
RomanceBir adam iki kişilik... Hem merhem hem yara... Bir kadın kırık,dökük baştan sona yıkım... Ölümün varlığını unutarak yaşadığım gerçeği yüzüme okkalı bir tokat olarak inerken mavinin en güzel tonuna baktım. Az önce benimle alay eden adam şimdi nefes...
