Her şeyin güzel olacağına inandığımız anlar olur. Oysa o anlar en tehlikeli anlarımızdır. Düşmek üzere olduğumuz uçurumun ucundayızdır. Bir adamın aynı gün içerisinde kaç farklı duyguyu aynı anda hissettirebileceğinin kanıtıydı belkide Evren.
"Neyi biliyor Gökhan?" diye yineledim.
Sanki duyarak daha fazla acı çekmek istiyormuşcasına inat ediyordum. Biliyordum ki bu adam böyleydi ve ben buna rağmen kabullenmiştim.
O zaman neden şimdi bunu sorun ediyordum?
"Hazırsan çıkalım güzelim."
Beni duymazdan gelmesi daha çok sinirimi bozarken "Sana bir soru sordum Evren." dedim sinirle.
Ben istiyordum ki Evren biraz daha sakin bir adam olsun. Bende olanlar yüzünden sinirliydim ama zarar vermiyordum çevreme. Ne zaman sinirlense Doruğa yaptığı aklıma geliyordu ve bu beni korkutuyordu.
"İnsanlar bizi bekliyor. Aynı şeyleri dönüp dolaşıp konuşmakta istemiyorum."
"Bende insanlara zarar vermeni istemiyorum."
Her ne kadar barışmış olsakta ona hala kırgındım. Ve yaşadıklarımız yüzünden gergin. Onunda öyle olduğunun farkındaydım üstelik. Ama dil yarası en zor geçen yaraydı. Bende ağır konuşuyordum ama onun kadar değil. Zaten sinirli olan Evreni biraz daha sinirlendirdiğim gün gibi ortadaydı.
Yanımdan geçerken "Arabada bekliyorum." dedi.
Yere oturup saatlerce ağlama isteğimi dizginlemeye çalışarak bende arkasından ilerledim. Her ne söylersem söyleyeyim bir adım ileriye gidemeyecektik. Hiç istemesemde Egemeni aramış bu akşam yemek yiyebileceğimizi söylemiştim ki bu verdiğim karardan şimdiden pişmandım. Ayrıca daha Doruğun oynadığı oyunu hazmetmiş bile değildim. Aradan geçen bir saatin sonunda yemek masasında oturmuş sessizce yemek yiyorduk. Yıllar sonra evime gelmeninde verdiği bir hüzün vardı üzerimde. Daha ne kadar kendimi ağlamamak için sıkabilirdim bilmiyordum.
"Belki birlikte dans kursuna yazılırız. Belkide doğa yürüyüşü yaparız. Yada yapmak istediğin bir şey var mı?"
Egemenin sesindeki heves kendisini ele verirken bakışlarımı işkence ettiğim patatesten çekerek ağabeyime baktım. Birlikte yaptığımız her şeyi özlüyordum. Özlüyordum ama eskisi kadar istekli olduğumda söylenemezdi. İçimde bir şeyler yıkılalı çok olmuştu.
"Dans etmek istemiyorum." dedim tekrar tabağıma bakarak.
Kazadan sonra çok denemiş ama dizimin ağrısı yüzünden dansa bir son vermem gerekmişti. Yine aynı sonuçla karşılaşmak beni korkutuyordu.
"Babacığım sen dans etmeyi çok seversin." diyen babam ortamı yumuşatmak ister gibiydi.
Evren sessizce yemeğini yemeye devam ederken annem gözlerini üzerime dikmiş beni inceliyordu. Özlemle bakan gözleri kalbimi acıtırken derin bir nefes aldım.
"Artık sevmiyorum. Ama at binmeye gidebiliriz." dedim.
Annem araya girerek "Dans kursuna ilk gittiğin günü hatırlıyorum." dedi.
Geldiğimizden beri doğru düzgün konuşmayan annemin kurduğu cümle beni öyle bir yere fırlattıki gözyaşlarım yanaklarıma düşmeye başladı.
Egemenin seri adımlarına daha fazla ayak uyduramayarak sokağın ortasına oturup" Yeter artık daha fazla yürüyemeyeceğim. "dedim sitem yüklü sesimle. Arabadan ineli neredeyse yarım saat olmuştu. Üstelik hava buz gibiydi.
" Amma mızmızlandın. Az kaldı geldik işte. "
Vallahi şuradan şuraya gidecek halim yoktu ama geriye dönmeyede üşeniyordum. Parmağıyla işaret ettiği az ilerideki kırık canlarından ışık yayılan terk edilmiş fabrikaya baktım. Karanlık bir sokakta, terk edilmiş bir fabrika! Ne işimiz vardı yahu burada?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÜNYA YANSA
Storie d'AmoreBir adam iki kişilik... Hem merhem hem yara... Bir kadın kırık,dökük baştan sona yıkım... Ölümün varlığını unutarak yaşadığım gerçeği yüzüme okkalı bir tokat olarak inerken mavinin en güzel tonuna baktım. Az önce benimle alay eden adam şimdi nefes...
