27.Bölüm

6.6K 421 43
                                        

Dalgalar kumsala her vurduğunda ürkütücü bir ses bırakıyordu arkasında. Üşüyen bedenime kollarımı dolayarak kumsalda oturan küçük kıza doğru ilerledim. Yaklaştıkça daha belirgin duyduğum ağlama sesiyle adımlarımı biraz daha hızlandırdım.

Bu havada ne işi vardı burada?

Neden yalnızdı ve ağlıyordu?

"Baba!" dedi etrafına bakarak. Sanki bu anı yaşamışım gibi hissederken duyduğum bir erkek sesiyle yürümeyi bıraktım.

"Çisem? Babacığım ne oldu?"

Üşümekten titreyen bedenim anlam veremediğim bir hisle dolarken "Baba!" diye mırıldandım. Babam koşar adım yanımdan geçip giderken bir kez daha "Baba!" diye seslendim. Babam kumsalda ağlayan küçük kızı kucağına alıp sakinleştirirken sırtı bana dönük kızı görmek için tekrar yürümeye başladım.

"Bebeğim neden ağlıyorsun?"

"Gittin sandım babacığım. Seni göremeyince gittin sandım. " diye ağlamaya devam eden küçük kızın ben olduğumu anlamam birkaç dakikamı alırken o günü bölük börçük hatırlamaya başlamıştım. Tamda şimdi Egemenin koşarak bize doğru gelmesi, annemin biraz ileriden gülerek bizi izlemesi gerekiyordu. Oysa ortalıkta ne annem ne de Egemen vardı. Üstelik havada hatırladığım gibi sıcak değil soğuktu. Sanki bu soğuk bir beni etkiliyordu.

"Papatyam sen beni göremesende benim baktıp yön hep senin yönün olacak." diyen babamın yanına kadar gelip başında durdum.

"Baba." dedim baktığı yönün yanlışlığını fark ettirmek isteyerek.

Küçüklüğümden bir kesit sanki bütün geçmişi önüme sererken Eylül'ün bebeğini düşürmesinden başlayarak merdivenlerden yuvarlanmama kadar yaşadığım bütün kötü anıları tekrar yaşadım. Ama bir anıyı binlerce kez yaşadım. Kaza gecesini...

Gördüğüm bir adamın mavi gözleri hep aynı bakıyordu. Bir adam vardı aşkla bakan, bir adam vardı öfkeyle bakan,kim olduğunu bilmediğim.

Kimdi bu adam?

                        *       *       *

Nazlı...

Aşkın ne olduğunu bildiğimi sanırdım Ağabeyimin şu haline şahit olmasaydım. Nasıl yandığını görmeseydim belkide inanmazdım bile aşkına. Çünkü bilirdim ki ailesinden başka kimseye bu denli değer veremez, sevemezdi. Ona acı verecek herşeyi yakar, yıkar, yok ederdi.

Aşkta acı çekmek değil miydi?

O zaman nasıl olmuştu da Çisem ablaya bu kadar bağlanmıştı?

Yoğum bakımın önünde ellerini başının arasına almış oturan ağabeyimin yanına giderek "Ağabey." dedim.

Ses çıkarmadan kızarmış gözleriyle bana baktıktan sonra tekrar ayaklarına baktı. Ağlamış mıydı?

"Yapma böyle ağabey. Çisem uyanacak." dedim buna gerçekten inanarak.

Güçlü kızdı Çisem. Ağabeyimin kasırgalarıyla baş etmişti bununla mı edemeyecekti.

"Beni hatırlamazsa...Olur da beni hatırlamazsa ne yaparım ben Nazlı? Yada affetmezse, nasıl söylemedin arkadaşımın vurulduğunu derse ne yaparım?"

Bu sefer susma sırası bana geçerken ağabeyim derin bir nefes verdi. Nefes almakta bile zorluk çekiyor gibi bir hali vardı. Birisi Çisem ablaya Eylül ablanın kanlar içerisindeki fotoğrafını göndermişti. Belliki amacı ağabeyimle aralarını açmak, Çisem ablayı endişelendirmekti ama işler pekte istediği gibi gitmemişti. İstediğinden daha etkili bir hal almıştı. Ağabeyim cidden bitmiş görünüyordu. Eğer kendisi söyleseydi olduğu yerde bayılacak olan Çisem ablayı yere düşmeden tutardı. Yada tutamasa bile bu denli bir hasarla karşılaşmazdı. Çisem abla merdivenlerden yuvarlanırken kafasını çarpmış ve beyin kanaması geçirmişti. Uyanması uzun sürebilir, uyandığında hafızası yerinde olmayabilir yada en kötüsü uyanmayabilirdi bile. Ağabeyimin bunları duyduğu anki yüz ifadesi...

DÜNYA YANSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin