Uyurken her insan masum olurdu. Masum, savunmasız ve güzel...
Dokunmak istiyordum. Gür, gece kadar kara saçlarına uzandım ama dokunamadım. Uyanmasından korkuyordum. Neredeyse bir haftadır birlikte uyuyor, birlikte uyanıyor ve gün boyunca yine birlikte vakit geçiriyorduk. Ailesinden çekiniyordum hala. Sonuçta evli olmadığımız halde aynı odada kalıyorduk. Hakkımda yanlış bir düşünceye kapılmalarını istemezdim. Öte yandan beni bırakmadıkları gibi Eylül'ü de hiçbir yere göndermiyorlardı. Sanki Kemal bey yıllardır bu anı bekliyormuş gibi kimsenin bir yere gitmesine izin vermiyordu. Her anımız güzel geçiyordu. Özellikle akşam yemeklerindeki o şen şakrak sohbetler uzun yıllardır hasret kaldığım bir detaydı. Eylül desem zaten hiç tatmadığı aile sıcaklığını bulmuştu bu ailede. Sanki bir haftadır değilde yıllardır bir aradaymışız gibi bir rahatlık, huzur vardı.
Evreni uyandırmamaya özen göstererek yataktan çıktım. Yavaş yavaş iyileşen yarası yüzünden bana istediği gibi sarılmadığı için neredeyse her gün mızmızlanıyordu. Ben ona ne kadar şevkat ne kadar ilgi gösterirsem o kadar mutlu oluyordu. Çocuk gibiydi. Mutfağa indiğimde evdeki çalışanlar çoktan kahvaltı hazırlıklarına başlamışlardı.
"Günaydın." dedim içeriye girdiğimde.
Koro gibi hep birlikte "Günaydın." dedikten sonra "Bir isteğiniz mi var Çisem hanım." dedi Meryem.
Bugün krep yapmak istiyordum. Hatta kahvaltıyı bile ben hazırlamayı düşünmüştüm ama geç kalmıştım bunu için. Bir şekilde Evreni mutlu etmek istiyordum. Onun için yaptığım şeylerde gözlerinde gördüğüm mutluluk benide mutlu ediyordu.
"Siz işinize devam edin lütfen. Ben krep yapacağım." dedim mutfak dolaplarından derin bir kap çıkartırken.
"Efendim biz yapsaydık." diyen bu sefer Ceylan olmuştu.
İyi hoş kızlardıda bir rahat bırakmıyorlardı ki bende birşey yapayım. Her işe kendileri koşuyordu zaten.
"Yok ben yapacağım. Siz bana gerekli malzemelerin yerini gösterin."
"Peki Çisem hanım." dedi Meryem dolaba doğru ilerlerken.
Krep için gerekli herşeyi önüme bıraktıktan sonra tekrar işlerine dönmüşlerdi. Bende vakit kaybetmeden işe koyulmuştum. Bir yandan krep yapıyor bir yandanda olanları düşünüyordum.
Evrenle herşey şükürler olsun ki yoluna girmişti. Tabi Evrenin hala gideceğime yönelik endişeleri olduğunun farkındaydım. Birde Eylül ve Gökhan meselesi vardı ki tam bir arap saçıydı. Eylül herşeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı bana. Gökhan hakikatli adamdı ama çıktığı yol engebelerle doluydu. Yolun yarısında arkadaşımın ellerini bırakır mıydı? Yada Cenk gibi paramparça eder miydi? Evren kadar olmasa onunda mizacı sertti. Ama Eylül naifti. Deli dolu, ele avuca sığmayan bir çatlaktı.
"Ooo yenge döktürmüşsün."
Gökhan krep kokusunu içine çeke çeke mutfağa girip, yanıma ocağın başına geldi. Pişirdiğim bir krebide güzelce midesine indirdi.
"Sanada günaydın Gökhan." dedim tavadaki krebin diğer yüzünü çevirirken.
"Günaydın günaydın. Bu harika bir şey olmuş."
Hazır ortalıkta kimse yokken Eylül meselesini konuşsak fena olmazdı aslında.
"Afiyet olsun." dedim asıl söylemek istediğim şeyi kafamda evirip çevirirken.
"Sana birşey soracağım."
"Sor yenge." dedi bir krep daha aşırırken.
"Eylül'e aşık mısın Gökhan? "
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DÜNYA YANSA
RomanceBir adam iki kişilik... Hem merhem hem yara... Bir kadın kırık,dökük baştan sona yıkım... Ölümün varlığını unutarak yaşadığım gerçeği yüzüme okkalı bir tokat olarak inerken mavinin en güzel tonuna baktım. Az önce benimle alay eden adam şimdi nefes...
