24.Bölüm

7.1K 451 48
                                        

"Kelimelerin gücü vardır."

İşittiğim onca laftan sonra belkide beni inciten en ağır şey bu olmuştu. Belkide ben Evreni gözümde fazla büyütmüştüm. Bir gün herkesin gideceğini bile bile ona sarılmışım.

"Belkide sen haklısındır. Belkide bırakmam gerekiyordur seni." demişti bana. Hani hiç bırakmayacaktı beni. Aptal diye haykıran benliğim dizlerinin üzerine çökmüş hala aynı kişi için ağlıyordu. Oysa ona git o zaman diyen kişi yine bendim. Ne istiyordum? Bilmiyordum. Acılarımı dindirdiğini sanırdım hep. Meğerse yeni yaralar açıyormuş kalbime. Yeni ve daha derin yaralar... Söylediklerine pişman olduğunu haykıran gözlerine tezat yüzü hiç taviz vermiyordu sertliğinden. Bu adamdan korkmam gerekmez miydi? Herkesin korktuğu, önünde saygıyla eğildi bu adamdan korkmam ve kaçmam gerekirken ne yapmıştım peki? Daha fazla ne kendimi ne de kadınlık gururumu incitmemek adına kapıya yöneldim. Ölmek istiyordum. Tamam zamanında Doruk tarafından terk edildiğimdede çok üzülmüştüm ama bu sefer...bu sefer canımdan can gidiyordu. Kapının kolunu kavrayarak aşağıya doğru indirdiğim sırada Evren bileğimi kavrayarak beni kendine çekti.

"Ama ben bunu yapacamayacak kadar bencilim. Seni kendime hapsedecek kadar bencilim ben. İzin vermem gitmene."

Ağlamam artık yerini hıçkırıklara bırakırken kollarımı beline dolayarak sarılmak istedim. Ama yapmadım bunu. Bir kere kırılmıştım.

İstemeye istemeyede olsa" Bırak beni Evren. "dedim. Belki canım yanacaktı ama sonra geçecekti. Böyle her gün yanmasından daha iyiydi.

" Asla! "dedi hala beni sıkı sıkı tutarken.

" Seni sevdiğime bile inanmıyorsun adam. Neyin inadı bu? Beni bu şekilde hırpalamana izin vermeyeceğim Evren. O yüzden bırak gideyim. "dedim yalvarırcasına.

Biliyordum ki kalırsam daha çok acı çekecektim. Ama gidersem... Toparlanabilir miydim? Cevap gayet açıktı.

" Ölüyorum senin için lan ölüyorum. Nasıl izin veririm gitmene? Ne söylediysem öfkemden. "dedi beni öpmeden hemen önce.

Yapmam gereken en mantıklı şey geriye çekilmekken aptallık ederek bir kaç saniye sonra karşılık vermeye başladım. Daha büyük ateşlere atıyordum kendimi. Evrenin dokunuşları tutkuya dönüşürken beni kucağına aldı. Beynim hata yapıyorsun diye avaz avaz bağırırken ellerimi saçlarına daldırdım. Çalışma odasından çıkarken hala Evrenin kucağındaydım ve bir saniye bile dudaklarımız ayrılmamıştı.

Ne yapıyordum böyle?

En son ayrılmıyor muyduk?

Birbirimizi paramparça etmiyor muydu?

Öyleyse şuan ne işim vardı Evrenin kucağında?

Sırtım soğuk yatakla buluştuğunda bedenim titredi. Evrende üzerimdeki yerini aldığında boynuma kondurduğu öpücüklerin arasında "Yerle bir ediyorsun beni. Tapıyorum sana. Benimsin Çisem. Kalbinle, bedeninle, ruhunla benim. " dedi.

* * *

Gözlerimi yavaşça araladığımda önce nerede olduğumu algılayamadım sonra tanıdık bir koku... Ahh ne yapmıştım ben böyle? Evrenin kolları arasında, Evrenin yatağında çırılçıplak yatıyordum. Sanki beynim yeni yeni düşünmeye başlamış gibi hissettim. Pişman değildim ama böylede olsun istemezdim. Üstelik en son olaylardan sonra olmasını hiç istemezdim. Evren uyanmadan yataktan kalkmak için hamle yapacağım sırada beni daha çok kendine çekti. Çıplak sırtım onun çıplak göğsüne değince bütün bedenim gerildi.

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
DÜNYA YANSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin