18.BÖLÜM

66.2K 2.4K 157
                                        

"Naber cimcime?" Cihat abi yanımdan geçerken saçlarımı karıştırınca isyan ettim. O ise bana hiç aldırmadan kendisi için aldığı kupayı önüme ittirdi. Kaşlarımı çatarken sessiz isteğini yerine getirip kahve doldurdum. "Okul nasıl gidiyor?" Kupayı alıp salona adımlarken konuşmuştu. Peşinden ilerledim.

"Ben dışarıda oturacağım," dedim önce. Ardından "Herşey yolunda," derken o da yönünü değiştirip peşimden gelmeye başlamıştı. Kendimi yumuşak koltuğa atarken yüzümü hasret kaldığım güneşe çevirdim. Kışı seviyordum ama soğuğa direncim hiç yoktu. Haftalar sonra güneş yüzü görmüşken elbette bana düşen tadını çıkarmaktı.

"Alıyorum haberlerini," Cihat abiye bakmasam da güldüğünü hissettim. "Tarık yeni bir dil konusunda çok hevesli olduğunu, bu yüzden de turist rehberliğinden çok daha iyi planlar yapmamız gerektiğini düşünüyor senin için." Tarık abi okulun yönetici kurulundandı. Bu sözleri bizzat onun ağzından defalarca duyduğum için tepki vermedim. "Sen ne düşünüyorsun?"

"Ülke ülke gezmeyi," dedim gözlerim hala kapalıyken. Muhtemelen yanaklarım daha şimdiden kızarmaya başlamıştı ama yine de duruşumu bozmadım.

"Bunu her zaman yapabilirsin," derken sesi sitemkârdı. "İstediğin zaman söylemen yeterli. Ben kariyerden bahsediyorum, hedefin ne?"

"Bilmiyorum abi," derken aklıma gelen düşünceler yüzünden sesim durgun çıktı. Oturuşumu düzeltip tamamen Cihat abiye dönerken kahve bardağımı sehpanın üzerine bıraktım. "Bawer'le ne konuştunuz?" Bir anda sorduğum soru Cihat abiyi afallattı. Yüzündeki yumuşak ifade paramparça olurken kaşlarının çatılması uzun sürmedi. "Abi," dedim ondan önce davranarak. Aylardır beni geçiştiriyor ve sanki orada hiç yaşamamış gibi davranmamı bekliyordu benden. "Neler olduğunu bilmek istiyorum," derken yüzümde anlayış bekleyen bir ifade vardı.

"Bende orayı unutmanı istiyorum," diye karşılık verdi çok geçmeden. Yüzümde nasıl bir ifade vardı bilmiyorum ancak katı ifadesinin yumuşaması uzun sürmedi. "Görüşecek misin?" derken bunu yapmayacağımdan çok emin görünüyordu.

"Bilmiyorum," dedim kahveyi elime alırken. Bakışlarım dalgın bir şekilde kupada dolanırken ne istediğimi de ne yapmam gerektiğini de bilmemenin ağırlığı vardı üzerimde. "Sadece neler olduğunu bilmek istiyorum. Özellikle," dediğimde beklentiyle bakışlarımı yüzüne çevirdim. Kaşları yine çatılmıştı ama umursamadan "Şahoğlu konağında neler olduğunu bilmek istiyorum," dedim. Birkaç dakikayı sessizliğe kurban verip yüzümü izledi. Ne öfkeli görünüyordu ne de kızgın. Yüzünden ne düşündüğünü anlamıyordum.

"Bawer sen kaçırıldığında da sormuştu," diye başladı pes ederek. "Onunla bağım yok ama Robin'den duymuştum, o da aramış seni. Anlattığına göre pişman olmuş. Açıkçası benimle konuşurken de pişman gibiydi. Bilemiyorum Nalin gerçek bir abi gibiydi." Son cümleyi allak bullak bir ifadeyle söyledi. Bana karşı dürüst olmaya çalışıyordu ama bunca zaman beni yok sayan birinden de emin olamıyordu. Aynı şeyleri hissediyoruz Cihat abiyle. Beş yıl kalmıştım o konakta ama bir kez bile görmemişti beni. İlla ölümden mi dönmem gerekiyordu yoksa kaçışım namus meselesine mi dönmüştü?

"Şahoğlu da hala arıyor seni," dedi bir anda söyleyip kurtulmak ister gibi. "Korkmana gerek yok," diye atılırken paniklemişti bir anda. "Seni bulmalarına izin vermem. İstemediğin hiçbir şey yaşamayacaksın, biz varız artık." Onun bu telaşı buruk bir tebessüme neden oldu bende.

"Korkmuyorum," derken yüzümde buruk bir ifade vardı. "Onun ne yaptığını merak ediyorum,"

"Fıraz," diye kendi kendine söylenirken tepkilerimden gerçekten de korkmadığımı anlayan adam geriye yaslandı. Kahvesinden bi yudum alırken gözleri dalgın bir şekilde sehpanın üzerinde asılı kalmıştı. "Hala arıyor seni,"

SIĞINTI Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin