20.BÖLÜM

62.4K 2.2K 155
                                        

Eteğim yine çalıya takıldığında sinirle o kadar hızlı çektim ki yırtıldı. Uzun tülünün altında kısa şort vardı, etek yırtıldığında şortla kaldım. Bu elbiseyi çok beğenerek almıştım, turuncu saçlarımla birlikte içinde tıpkı peri kızına benzetmiştim kendimi. Sol elimde kalan eteğe bakarken sinirlerim bozulduğu için ağlamaya başladım.

"Şş, Nalin," Fıraz ağlamamı fark ettiği an yanıma gelip beni kollarının arasına aldığında sarsılmaya başladım bu defa.

Bugün yaşadıklarım çok ağırdı. Fıraz'ın beni bulmasını asla beklemiyordum, en azından bugün bulmasını beklemiyordum. Daha onu karşımda görmeyi kabullenememişken amcamın beni öldürmeye çalışması tüm sinirlerimi altüst etmişti. Birde bu uğurda iki kişiyi öldürmüştüm.

Silah kullanmayı öğrendiğimde hedeflerim hep cansızdı; babam bunları öngörerek öğretmişti ama ilk kez Devran'a sıktığımda da parmaklarıma dolanan ruhu beni sarsmıştı. Hak etmişti, ölümü benim elimden olmamıştı ama ne zaman elime baksam yakıcı bir his beni ele geçirirdi. Saatler önce ise bir katilin soğukkanlılığı ile tereddüt dahi etmeden iki kişiyi öldürmüştüm.

Mardin beni bambaşka biri yapıyordu.

İstanbul'da sürdüğüm hayat sakindi, kendi halimde birkaç arkadaşım dışında kimseyle görüşmezdim. Öyle sıradan bir yaşamım vardı ki! Bunu seviyordum, kimsenin kimseye düşman olmadığı yaşantımı seviyordum. Zulüm yoktu, kaçırılmak ya da kovalanmak yoktu, kan yoktu. Mardin'de hepsinden daha fazlası vardı.

"Bırak," dedim düşüncelerimin arasından bir sesle. Kendimi geriye çektiğimde ilk işim Fıraz'ın göğsünden itmek oldu. "Senin yüzünden oldu hepsi, dokunma bana." Sesim güçlü değildi ama beni çok iyi anlamıştı. Burnunu çektiğimde ona sırtımı dönüp yürümeye başladım.

"Özür dilerim. Özür dilerim Nalin." Sesi buram buram pişmanlık kokuyordu ama umursamadım.

"Sen bana ölümü getiriyorsun, git başımdan!" Adımlarının durduğunu hissettim. Çalıların arasında yürüyen yalnızca bendim çünkü o cümlemin altında ezilip kalmıştı. Açık bacaklarımda küçük sızılar hissediyordum ama durmadım.

"Bırakmam," derken beni kolumdan tuttuğu gibi kendine çevirdi. Yanıma ne ara yaklaştığını bile anlamamıştım. "Evet daha önce çok hata yaptım, istediğin saygıyı bile çok gördüm, seni mutsuz ettim, koruyamadım ama bırakmam Nalin. Sana kendimi affettirmeden bırakmam." Gözleri öfkeyle parlıyordu, hissettiği bu öfke bana değil kendisineydi.

"Seni istemiyorum," dedim bastırarak. Onu karşımda görmeyi bile özlemiştim ama bana yaşattıkları ondan uzak durmamı söylüyordu. "Buradan çıktığımızda yine gideceğim."

"Yine bulurum, nereye gidersen git seni bulurum Nalin." Kendinden çok emindi. Acaba beni yeni mi bulmuştu yoksa bugünü mü beklemişti?

"Bencilsin," dedim yüzümü buruştururken. "Bana neler yaşattığından habersiz, ne hissedeceğimi zerre umursamadan kendi vicdanını susturmak için karşımda duracak kadar bencilsin." Başımı iki yana sallarken kolumu çekip kurtardım ondan. Saatlerdir yürüyorduk ama bir yere varamamıştık, resmen kaybolmuştuk.

"Sen benim yaşadıklarımı biliyor musun?" Bunu o kadar ciddi sordu ki bir an cevap veremedim. Gözlerinde artık sadece öfke hareleri yoktu, acıyla harmanlanmıştı. Yavaşça yutkunurken tekrar arkamı dönmek istedim ama izin vermedi. "Benim ne yaşadığımı biliyor musun Nalin?" Öyle yüksek sesle bağırdı ki bir an ağaçların arasında yankılandı sesi. "Devran'ın elindeyken ne yaşadığımdan haberin var mıydı? Seni fotoğraflarla avuturken aynını banada yaptı, peki sende benim ne kadar acı çektiğimi düşündün mü? Bütün şehir benden korkuyor ya, hepsi benim emrimde, tüm bunlara rağmen seni bulamadığımda ne kadar aciz hissettiğimi biliyor musun? O ev aklımın ucundan bile geçmedi," derken başını iki yana salladı. Bütün duyguları birbirine girmiş gibi darmadağınık bir adam vardı karşımda.

SIĞINTI Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin