Dakikalardır masanın başında bekliyordum. Bütün aşiret toplanmıştı ve Kandal Çavdar haksız olduğu için onun hakkında hüküm verilecekti. Son söylediklerimi unutmayan adamlar beni buraya ne istediğimi sormak için çağırmışlardı.
"Bu konuyu Fıraz'la konuştuk, kocam kesecek cezayı." Dedemin rengi attı birden. Ben oğlunun ölmesini istiyorum dediğim bile benden korkmamıştı ama daha Fıraz'ın söyleyeceklerini duymadan nefesi kesilmişti.
Fıraz'la gözgöze geldiğimizde bana bakışlarıyla onay verdiği için arkamı dönüp uzaklaştım onlardan. Onlar Güneş'in altında oturuyorlardı, merdiveni inip kendimi mutfağa attım hemen.
"Ne oldu?" Kendimi sandalyeye atarken Dilan'a kısa bir bakış attım.
"Fıraz gelince söyler," dedim tavırlı bir sesle. Kahvaltıdan sonra bile benimle uğraşmaya devam etmişlerdi. Tamam, bütün ailenin bu mutluluğa ihtiyacı var ama bir olup beni hedef almaları da hiç hoş değil.
"Yapma Nalin, gerçekten alındın mı?" Alındım desem oturur ağlardı, çok eminim.
"Akşam ağlayarak günlüğüme yazacağım." dedim huysuz bir sesle. Kızlar güldüğünde kendimi tutmaya çalışsam da tebessümüme engel olamadım.
"Güzel bir kahve yapayım sana, özlemişsindir." Geldiğimden beri Dilan hiç kahve yapmamıştı, artık iki çocuklu olduğu için ondan pek bir şey istemiyorduk.
"Hayır demem." Tezgaha yaslanmış kızı görünce "Gel sende otur, dikilme orda." dedim.
"Yok abla, iyi böyle." Elif beklediğim gibi anında itiraz etti.
"Hem abla diyorsun hemde aynı masaya oturmuyorsun, oluyor mu öyle?" Bakışlarına mahcubiyet çöktüğünde bir an ne yapacağını bilemedi ama Berfin bir sandalye çekince gelip oturdu.
"Ee Elif, var mı birileri?" Dilan kahve yaparken konuştuğu için rengi atan kızı görmedi.
"Yok abla." Kedi yavrusundan farkı yoktu şuan. Yanakları al al olmuşken eminim birisi vardı ama söylemeye cesaret edemiyordu.
"Elif sen kaç yaşındasın?" Ciddi konuştuğum için gerilerek bana baktı.
"Yirmi bir." O kadar çekingendi ki.
"Berfin sen kaç oldun?"
Ben ne alaka der gibi bakarken "Yirmi iki," dedi.
"Sen daha büyüksün, seni ne zaman veriyoruz?" Bunu öyle pat diye sorunca kal geldi Berfin'e.
"Ne vermesi?" dedi ama kekelemekten cümleyi zor kurdu.
Gözlerimi kısarak baktığımda "Kız yoksa biri mi var?" dedim şüpheyle. Yüzü bembeyaz oldu.
"Hemde bir yıldır," dedi Dilan gülerek. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı.
"Hayır, yok öyle bir şey!" Kapıldığı paniğe bakılırsa pekala var öyle bir şey.
"Nasıl yok Berfin? Adamı tutmasam konağı basacaktı seviyorum ben bu kızı diye." Daha ne kadar şaşırabilirim bilmiyorum ama duyduklarımla kelimenin tam anlamıyla şoka girdim.
"Yenge!" İnleyerek Dilan'a sitem etti.
"Kim?" Soruyu zor sormuştum.
"Yenge hayır!" Berfin hızla araya girdiğinde kaşlarımı çattım.
"Benden mi saklıyorsun?" Ona kızarken bir elimle kendimi işaret ettim.
"Hayır yenge, senden niye saklayayım?"
Tam konuşacakken Dilan girdi araya. "Adam doktor Nalin. Hastaneye gide gele tanımışlar birbirlerini ama Berfin gördüğü yerde kaçıyor. Adam aşkını ilan ettiğinden beri ne zaman hastaneye işim düşse benimle bile gelmiyor. Aşiretle alakası yok, İstanbul'lu. O yüzden Berfin istemiyor. Daha doğrusu bizimkilerden korkuyor."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SIĞINTI
RomanceBen onyedi yaşında Nalin Çavdar. Bu konakta beş yıldır kalıyordum ancak hiçbir aile ferdi beni kendinden bilmezdi. Ben hep ötekileştirdikleri, bir günah bildikleri kızdım. Burada herkes bana düşmandı. Hemde herkes. Çavdar'lara çalışanlar bile beni b...
