Ben onyedi yaşında Nalin Çavdar. Bu konakta beş yıldır kalıyordum ancak hiçbir aile ferdi beni kendinden bilmezdi. Ben hep ötekileştirdikleri, bir günah bildikleri kızdım. Burada herkes bana düşmandı. Hemde herkes. Çavdar'lara çalışanlar bile beni b...
Dilan'ın alışveriş ihtiyacı olduğu için birlikte çarşıya çıkmıştık, onunla birlikte bizde bir şeyler almıştık ama şuan odaya gitmeyi gözüm kesmiyordu. Berfin kahve yapmaya koyulduğunda kendimi bahçeye attım, yavaş yavaş çardağı yürürken anılarım canlandı gözümde. Cihat abigilin geldiğinde hepimiz futbol oynamıştık, Robin abi beni şikayet ettiğinde Fıraz'ın nasıl böbürlendiğini hatırladım.
Aslında o zamanlar değişmeye başlamıştı, değil mi?
Bana neden vurduğunu sormuştum, küsmemiştim, sakince neden diye sormuştum sadece. Aileye çabucak uyum sağladığımda onun dengesizliklerine rağmen kimseyle aramı bozmamıştım, beni defalarca kırdığında bunu kimseye yansıtmamıştım. Aramızda olanları aramızda tutmuş, bana bağırdığında bende ona bağırmıştım. Tek isteğim saygı dediğimde aslında gördükleriyle bana yavaş yavaş saygı duymaya başlamıştı, özellikle saldırıdan sonra beni kabullenmiş ve bana şefkatle yaklaşmaya başlamıştı ama Devran beni kaçırdığı için bunların hepsi perde arkasında kalmıştı.
Koskoca şehri avuçlarının içinde tutan adamın beni bulamayışını sindirememiş, kabullenememiştim. Yarasını bilmiyordum.
"Nalin," Berfin'in çekingen sesini duyunca irkilerek ona döndüm. Kahve tepsisini çardağa bırakmış bana bakıyordu. Düşüncelerimden çıktığım için dışarıdan gelen sesleri duydum. "Bawer," dedi sessizce. Gözlerinde korku mu vardı yoksa kızgın mıydı anlamadım. Kaşlarım çatılırken mutfağa adımlayıp avluya çıktığım gibi kapının önünde aldım soluğu.
"Kardeşimi göreceğim ulan! Çekil yoksa sıkarım!" Önünde duran bir adama bağırıyordu Bawer, fazla öfkeliydi.
Kardeşim mi?
"Bırakın," dediğim an herkesin bakışları beni buldu. Adamlara bir kez baktığımda Bawer'i bıraktılar. Anında bana doğru adımladı ama hemen elimi kaldırıp onu durdurdum. "Bu kapıdan giremezsin, bana yaklaşmayı da aklından bile geçirme! Ne söyleyeceksen olduğun yerde söyle, sonrada git." Sesim buz gibiydi. Açık kahve gözleri yüzümde oyalanırken çok kırgındı.
"Özür dilerim," dedi. Sesi de bakışları da yenilgiyle doluydu. "Biraz konuşmak istiyorum sadece, çok pişmanım Nalin. Konuşmama izin ver." Aslında gözlerine baktığımda pişmanlığını görüyordum ama görmezden geldim. Kaçırılmadan önce gelseydi affederdim, bundan eminim ama bazı şeyleri yutmak kolay olmuyordu.
"Konuşacak bir şey yok Bawer Çavdar. Sen ve ailen benim hiçbir şeyim değilsiniz, hiçbirinizle konuşacak bir şeyim yok." Bana doğru adım atmaya bile çekiniyordu.
"Hiçbir şey bildiğin gibi değil, beni dinlemelisin." Tam olarak neyi bilmiyordum? Beni nasıl yok saydığını mı?
"O kadar umurumda değil ki," dedim başımı iki yana sallarken. "Berdeli kabul ettiğim günü hatırlıyor musun Bawer Çavdar?" Bunu unuttuğunu hiç sanmıyorum, gözlerini sıkıntıyla kapattığında bu düşüncemden emin oldum. Tekrar bana baktığında omuzları düştü. "O gün sana bu konaktan beyazlar içinde çıktım yine beyazlar içinde geleceğim dedim. Çok pişman olacaksın dedim." Bir araba durduğunda şoför kapısı hızla açıldı ama oraya bakmadım. "Belki beyazlar içinde bu konaktan çıkmadım ama kimse Devran'ın elinden sağ kurtulduğumu söyleyemez." Oradan sadece bedenim sağ çıkmıştı, ruhumun bir parçası o odada yok olmuştu. "Sana pişman olacağını söylediğimde affetmeyi aklımdan bile geçirmedim. Hiçbirinizi affetmeyeceğim, bir daha bu kapıya gelme. Git karınla o görkemli konağında mutlu mesut yaşa, artık görmezden gelmen gereken bir sığıntı da yok."