Ellerimin arasındaki kutuyu çevirirken gözlerim dalgındı. Mardin'e gelmiştik ve araba beş dakika önce Şahoğlu konağının önünde durmuştu. İki adam sessizce beni beklerken dakikalardır kutuyu izliyordum. Kalbim ağzımda atıyordu, bütün aşiret içeride toplanmıştı ama beni heyecanlandıran onlar değil, aile fertleriydi.
"Nalin istemiyorsan gidelim." Robin abiye bakmadım, kutuyu açıp yavaş hareketlerle yüzükleri taktığımda boş kutuyu çantama atıp başımı kaldırdım.
"Hazırım abi," dedim. Bütün yol sadece Robin abiyle konuşmuştum, Fıraz'ı görmezden geliyordum. Gözlerimi bir kez açıp kapattığımda derin bir nefes alarak arabadan indim, biraz daha beklersem arkama bakmadan kaçabilirdim. Öyle korkuyorum ki.
İki adam hemen arkamda durduklarında biri sağımda, diğeri solumdaydı. Bir adım atıp hemen yanımda durduklarında sıkışan göğsümü yeniden oksijenle doldurarak adımlamaya başladım. Kapıdan girdiğimizde sesler kesildi ve bütün bakışlar bize döndü. Avluda aile fertleri vardı sadece, adımlarım ağırlaştığında nefes alışverişlerimde yavaşlamıştı.
Bakışlarım ilk Elif'i buldu, ardından Ayşe teyzeyi; ikisi gözleri dolu dolu bana bakarken yutkunarak avluya baktım. Berfin ve Berat yanyana oturuyorlardı, hemen yanlarında Dilan vardı. Gözlerim üçünün üzerinde özlemle dolaşırken puslu görmeye başladım. Jiyan yenge ve Dilşa annede yanyana oturuyorlardı, baş köşedeki Bejin anaya baktığımda bir damlayı kurban verdim. Hepsinin gözleri tıpkı benimkiler gibi pusluydu ama hiçbirimiz bir adım atmıyorduk.
Aşiret toplantısını beklememiz gerekiyordu.
Fıraz güç vermek ister gibi yanımda durduğunda bakışlarım yüzünü buldu. Yüzümde ne görüyor bilmiyorum ama bakışları acı doluydu. Dudaklarımın titreyeceğini hissettiğimde birbirine bastırdım, ağlamak için doğru bir zaman değildi. Bakışlarımı aşağı indirdiğimde yavaşça elini tuttum, beklemediği için irkilen adam kısa bir an sonra sımsıkı tuttu elimi. Güven vermek istiyordu ama bu da geç kaldığı şeylerden biriydi. Yutkunarak Bejin anaya döndüğümde birleşen ellerimizdeki bakışlarını ağır ağır yüzüme çevirdi. Ciddiydi, yüzüne baktığım zaman otoriter kadın dışında tek bir şey bile görmüyorum. Başını hafifçe salladığında aynını yaparak merdivenlere yöneldim.
Arkamda duracağını biliyordum.
Küçük adımımla birlikte Fıraz hemen yanımda bana uyum sağlıyordu. Konuşmak için derin bir nefes almıştı ki "Biliyorum," diyerek susturdum onu. "Üzerime çok gelecekler." Merdivenleri tırmandığımızda gözlerimi bir an yüzüne diktim. "Ben herşeye hazırlıklıyım. Bugün bu yüzümü onlarla birlikte sende ilk kez göreceksin Fıraz Şahoğlu. Orada kendimi ezdirmeye hiç niyetim yok."
Tekrar önüme döndüğümde terasın sağ tarafına dönmüştük. Bütün aşiret masanın etrafında toplanmışlardı, adımlarımızla birlikte bütün sesler kesildi.
Masanın başında Miran baba vardı, hemen sağında Welat amca. Solunda ise Zınar Çavdar ve Kendal Çavdar vardı. Hozan abi, Boran abi, Bawer ve Baran masanın gerisinde ayakta bekliyorlardı. Diğer aşiret ağalarını tanımıyordum. Miran babanın tam karşısı boştu, tek bir sandalye boştu çünkü o masaya tek bir kişi oturabilirdi; Fıraz Şahoğlu. Robin abi gençlerin yanına geçerken bakışlarımı Miran babaya çevirdim, burada neler olacağını bilmiyorum ama onun karşısında saygısızlık yapmak istemiyordum. Masadan kovamayacağım adama özür diler gibi baktım, bana tebessüm ederken "Hoşgeldin kızım," dedi.
Yüzünde sıcacık bir gülümseme vardı, bu hareketi yüreğimde ılık bir esinti oluşturdu.
"Hoşbuldum baba," derken Fıraz'ın elini bırakıp Miran babaya doğru yürüdüm. Hemen yanına gittiğimde elini öpüp başıma koydum, bana sıkıca sarıldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SIĞINTI
RomantizmBen onyedi yaşında Nalin Çavdar. Bu konakta beş yıldır kalıyordum ancak hiçbir aile ferdi beni kendinden bilmezdi. Ben hep ötekileştirdikleri, bir günah bildikleri kızdım. Burada herkes bana düşmandı. Hemde herkes. Çavdar'lara çalışanlar bile beni b...
