İKİNCİ BÖLÜM
Tüm herkes arkamda dururken yüzüme bir gülümseme kondurup kapıyı açtım. Alaz, babası, amcası, halası, teyzesi ve diğer arkadaşlarıyla gelmişlerdi. Bir anda sesler yükseldi.
"Hoşgeldiniz!" "Merhaba!" "Buyurun."
"Ne gerek vardı.." gibisinden.
Bense tek bir kişiye odaklanmıştım. Alaz tüm ciddiyetiyle karşımdaydı. Elindeki lale buketine baktığımda bana uzattı.
Mahkeme duvarı gibi bir ifadeyle "Elbise yakışmış." Dedi ve bir şey dememi beklemeden yürüyüp içeri gitti.
Dumura uğramış bir biçimde ayakta duruyordum. Ne tepki vereceğimi şaşırmıştım.
"Kızım hadisene." Zeynep beni kolumdan çekiştirince kendime geldim. Herkes salona geçip otururken içeriyi süzdüm.
Çok kalabalık bir ortam vardı ve boğuluyor gibi hissediyordum. Derin nefes aldım ve onlar sohbet ederken yerime yerleştim.
Kahve yapmam gerektiğini hatırlayınca gürültüden kopup kendimi mutfağa attım. Ardımdan Beril geldi.
"Ne durumdasın?" Dedi elini omzuma koyup.
"Stres doluyum." Dedim sadece.
Kahveleri yaparken biraz da olsa kendime gelmeye çalıştım. Sürekli kalabalık ortamlarda başıma gelen bir şeydi bu.
"Bu gençler Alaz'ın arkadaşları mı oluyorlar?" Diye sorduğunda "Galiba. Yani hep o tayfayla takılıyor diye biliyorum." Dedim. Anladım dercesine başını salladı.
"Tuzlu mu yapacaksın kahvesini?" Dediğinde yüzümü buruşturdum "Asla."
"Ay Alaz'ına da hiç kıyamazmış."
Göz devirerek konuştum "N'alaka Beril'im ya? Saçma buluyorum sadece. Ayrıca bizim birbirimizle bir alakamız yok. Yapsam boş."
"Olcak be kızım, ne üzüyorsun kendini."
"Sus da fincanları ver." Dediğimde gülerek fincanları uzattı.
Her şeyi düzeltip tepsiyi elime aldım "Gülümsemeni biraz daha genişlet. Hah tamamdır. Haydi koçum yaparsın." Gülerek yürümeye başladım.
Salona girip ilk olarak babama ve babası Yavuz amcaya, Kaan amcasına, Erva halası ve anneme, Ela teyzesine derken sıra ona gelmişti.
Göz göze gelmemizi engellemiştim. Eğilerek kahvesi almasını bekledim. "Hangisi benim?" Dedi sessizce. Ah o sesi...
"Hepsi aynı." Dedim umursamaz bir tavırla.
Ne yapıyorsun Alin?! İstekli görünemezdin, sen de haklısın.
Kahvesini aldığında yönümü değiştirdim. Ferda abla elimden tepsiyi alınca diğer tepsiyi Asiye teyzeden aldım.
Geriye kalan kişilere dağıttıktan sonra oturdum.
Erva hala bana gülümseyip "Gelin kızımız da pek güzel, maşallah." Dediğinde tebessüm ettim. "Teşekkür ederim. Çok incesiniz."
"Gel gelelim geliş amacımıza; malum burada bulunmamızın bir sebebi var." Herkes sessizleşip Yavuz amcayı dinlemeye başladı.
"Olaylar biraz sıkıntılı ama geleneklerimizden de geri kalmak istemeyiz. Ortada bir anlaşma var. Çocuklarımız bunu görüp evlenmeye karar vermişler; Allahın izni peygamberin kavliyle ile kızınız Alin'i, oğlumuz Alaz'a istiyoruz."
Konuşmanın saçmalığıyla etrafıma bakındım. Melis elimi sıkınca sırtımı dikleştirdim.
Babam da aynı şekilde "Çocuklar ikna olmuş, bunu kabullenmişler; bize de desteklemek düşer. Verdim gitti." Dediğinde alkışlar ve gülüşler yükseldi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İttifak (+18)
أدب المراهقين"Doğru; sen benim değilsin, ben seninim." . 2 genç yıllar önce ailelerinin yaptıkları anlaşma yüzünden evlenmek zorunda kalırlarsa? Gençlerden biri diğerine zaten aşıksa? Bu ittifak neler doğuracak? Peki ya bu anlaşma göründüğü gibi bir şey değilse...
