ON YEDİNCİ BÖLÜM
(Alaz dilinden)
Mutlulukla gülen kızı izledim. İstediği kadar binsin diye büyük bir araziye gelmiştik. Atını çok sevdiği ve çok özlediği her halinden belli oluyordu. Gülüşü beni mutlu ediyordu. Hep gülsün diye çabalamak istiyordum.
Saatlerdir atına binmiş oradan buraya koşuşturuyordu. Oturduğum yerden kollarımı birbirine bağladım. Yüzümde bir gülümseme olduğuna emindim.
Ondan hoşlanıyor muydum? Bilmiyorum. Büyük ihtimal ama çok garip bir şeydi. O kadar alışmıştım ki biraz bile uzak kalınca özlüyor gibiydim. Tenin tenine deyince alev alıyor gibi hissediyordum. Gözlerindeki parlaklık bana da geçiyor gibi hissediyordum ve her an her dakika yumuşak ve sıcak ellerini tutmak, sımsıkı sarılıp kokusunu içime çekmek istiyordum. Dudaklarını da... Kendime saklamak istercesine kendimle savaşıyordum. Çok hızlı ilerliyorsun Alaz diyorum bazen kendime ama duramıyordum. Devam etmek istiyordum, bana hep sarıl, hep beni öp, sevgilim ol demek istiyordum. Bunları dersem şaşkınlıkla yüzüme bakıp kaçardı herhalde. Yani 2 haftadır yakın olduğu birinden bunları duymak saçma olurdu.
Bunca sene nasıl dönüp bakmamışım? Hiç mi dikkat etmedin Alaz? Onca yemek, onca davet ve daha niceleri... Sık gördüğüm biriydi ama çok az tanıyordum. Hiç adam akıllı sohbet ettiğimiz, güldüğümüz zamanları hatırlamıyorum.
Gözlerine doğru bakmamışım demek ki. Yoksa kesinlikle peşini bırakmazdım. Hee gördüğümde sadece gülüp selam verirdim, fazlası olmazdı. Ama şimdi bambaşka...
Hayatımdan çıkmasın istiyordum, böyle devam edebilirdik, bence...
"Ah! Çok yoruldum!" İşkence çeker gibi yanıma yürürken eldivenlerini çıkartıyordu.
"Tüm gün o koştu zaten. Sen nasıl yoruldun?" Dedim alayla.
Yanıma oturdu "O hiç at binmemiş ki nereden bilsin..."
Kahkaha atarak yönümü ona çevirdim.
"Biraz dinlen. Eve geçip hazırlanalım."
"Of şuraya bayılacağım. Ben gelmesem?"
"Sonra saatlerce neden gelmedim diye hayıflanacaksın. İkimiz de biliyoruz."
"Ya ama..." Gözlerini yumup yorgunlukla başını geriye attı.
Düşünüp konuştum "Bahane uydurayım mı? Uzanırsın evde."
Başını kaldırıp bana baktı. Tebessüm edip başını iki yana salladı.
Elim koluna gitmişti. Beklemediğim bir şekilde yanıma yaklaşıp başını göğsüme koydu. Şaşkınlıkla ne yapmam gerektiğini şaşırdım.
Neye şaşırıyorsun Alaz? Öpüştüğün kadının sana sarılmasına mı?
Elimi beline koydum. Allahım nolur kalbim yavaş atsın ne olur! Saçlarının kokusu burnuma gelirken gülümsedim. Antidepresan gibiydi bu kız.
İstemeden ortaya bir soru atmıştım "Senin daha önce erkek arkadaşın oldu mu?" Ne alaka şu an?! Misler gibi oturuyorsunuz işte. Yüzünü bana döndüğünde beklemediği bir soru olduğunu anladım.
Ben bile şu an beklemiyordum.
"Yok."
Kaşlarım çatıldı. "Nasıl olur?.. Senin gibi birini kapmak isteyen elbet vardır."
Gülerek konuştu "Oldu. Oldu ama hiçbirini kabul etmedim. İstemedim de."
"Neden peki?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İttifak (+18)
Ficção Adolescente"Doğru; sen benim değilsin, ben seninim." . 2 genç yıllar önce ailelerinin yaptıkları anlaşma yüzünden evlenmek zorunda kalırlarsa? Gençlerden biri diğerine zaten aşıksa? Bu ittifak neler doğuracak? Peki ya bu anlaşma göründüğü gibi bir şey değilse...
