bölüm chris'in ağzından.
☆
"sonra ne yaptınız?" minho gözlerini sıkıca kapadı, başına bu kadar içmekten ağrı gireceğini biliyordum. yine de bir şey demeden onun gülümseyen yüzünü izlemeye devam ettim.
"ben biraz ingilizce öğrendim! chris öğretti bana." içtiği için sesi inceleşen minho'ya istemeden sırıtıyordum.
elimde değildi, şuan burada kimse olmasa, alır saatlerce öperdim. sahi, kimse durduramazdı beni.
"kendini aşmışsın minho'm." lalisa sarhoş minho ile konuştuktan sonra bana bakıp, "uçmuş seninki." dedi bana. başımı salladım, farketmek zor değildi zaten.
"ne ya, ben yazılımcı olduğum için biliyorum zaten. konuşadabilirim!" lalisa minho tarafından yanlış anlaşılmıştı şimdi de. "yok, ben onu demedim ya."
"tamam, biz kalkalım saat on ikiye doğru geliyor." baktım ikisi de uzatacak, minho'nun elini tutup odağını bana vermesini sağladım.
"chris ya,"
"balım." dedim, o da "ben konuşamaz mıyım ingilizce?" dedi. istemeden gülmüştüm. alınganlık ettiği mesele çok komikti. "konuşuyorsun balım sen ingilizce, dinleme onu. saçma sapan konuşuyor."
"duydun mu lalisa?" diye bağırınca istemeden sesli gülmüştüm. "duydum ya duydum." dedi lalisa da göz devirerek. "sarhoşken hiç çekilmiyormuş, götür şunu."
biz bardan çıkana kadar ikisi atışmaya devam etti. sonra ikimiz de kendimi yine o sarı ışıklı sokakta bulduk.
aslında biraz deja vu diyebilirim.
sarı ışıklı summer nights'in bulunduğu sokak, sarhoş bir minho, yıldızlar, biz.
ama biraz deja vu çünkü minho'nun adını biliyorum, onun bana sarılmadan uyuyamayacağını, en sevdiği kahvesine şurup ekletmekten nefret ettiğini özü neyse onunla içmek istediğini defalarca belirttiğini, normalde köpeklere pek yakın olmasa bile berry ile saatlerce oyun oynadığını biliyorum.
ve bir de, ona aşık olduğumu, sözümü tuttuğumu, onunda beynimde bir yerlerde hâlâ ihtimaline bile inanamadığım şekilde bana aşık olduğunu biliyorum.
ha bir de mayıs, mayıs'ın bir akşamındayız. minho bu sefer sarhoş ama keyifli, elleri ellerimi tutuyor ve oradan oraya salınır iken sebebini bilmediğim bir şekilde kıkırdıyor.
"neye gülüyorsun bakayım sen öyle?" diyiveriyorum bir tebessümle. bu gülüş beni gülümsetebilecek tek şey. "hiç... sarhoşum ya, gülme isteği geliyor."
sonra biraz daha eve doğru yürüdük. eve vardığımızda anahtarlarımı çıkarıp binaya girerken paytak adımlarla beni takip etmeye devam etti, sonra asansöre bindik beraber. "chris, sen neden sarhoş olmadın?" diye sordu yüzümü asansörün aynasından izlemeyi tercih ederken.
"senin kadar içmedim çünkü güzelim." anladığını belirten bir şekilde başını salladıktan sonra birlikte asansörden çıkıp daireye girdik.
ben üstümdeki ceketi çıkartırken minho karşımda durmuş beni bekliyordu. karanlık olduğu için pek göremesem de dünya'nın en sevimli şeyiymiş gibi göründüğüne emindim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
may
Fanfictiebanginho, tamamlandı. mayıs'ın akşamını özel yapan bir tutam aşktı, sağında ya da solunda, yine de bir şekilde, aşk buradaydı, mayıs akşamında.
