*32*

89 7 0
                                        

Sabah uyandığımda lavabodaki rutin işlerimi halledip geri odama geçtim.

Üniversitenin ilk haftası gayet güzeldi. Gülsüm dışında bir kaç kız ilede tanışmıştım.

Dersler ise yarım yamalak başlamıştı.
Hayallerime doğru ilerliyordum.
İstediğim meseleyi yapacağım aklıma gelince istemsizce gülüyordum.

Üzerime sade bir kıyafet giydikten sonra çantamı aldım.

Evden çıktıktan sonra Ecem ile otobüse bindiğimiz durağa doğru yürümeye başladım.

Bir yandan da Eşref Ziya'nın Kardan Aydınlık şarkısını dinliyordum.

Geçen hafta annemin hastaneye gittiği gün eve döndüklerinde ne olduğunu sordum.
Tabi ki düşündüğüm şeydi.
Annemin bünyesi çok dayanıksızdı. Hem yediği yemekler hemde yaşadığı stres dolu şeyler yüzünden tansiyonu çok dengesizdi.

Genelde annemi rahatsız eden üzen sinirlendiren konulardan uzak tutmaya çalışırdım yada teselli ederdim.
Ama derslerime çalıştığım dershaneye gittiğim bu süreçte çok yanında olamamıştım.
Bu yüzden olmuştu.
Annemi ne kadar tembihlesemde ne kadar onu rahatsız eden şeylerden uzak durmasını istesemde olmuyordu.

Durağa geldiğimde Ecem çoktan gelmişti. Kulaklığımı çıkartıp çantama koydum.
Ecem'in yüzüne baktığımda gözleri yarım bir şekilde açıktı.

Onu dürtükleyip
"Uyuyan güzel prensini mi bekliyorsun ?"
Dedim

Kaşlarını çatıp
"Ne alaka uykum var sadece"
Dedi

Gülerek elimi omzuna koydum
"Uyanman için yüzüne su mu dökeyim istersen yaparım"

Diyerek çantamdaki suyu çıkardım.

Ellerini havada sallayarak
"Hayır uyandım tamam mı"
Dedi

Suyumu çantama geri koyduğumda otobüs geldi.

Otobüse binip kartlarımızı bastık.

Gülsüm'de bu otobüs ile geliyordu.
Gözlerim onu ararken arka tarafta uyukladığını gördüm.

Yüzüme sinsi bir gülümseme yerleştirip Ecem'e Gülsüm'ü gösterdim.
Oda benle aynı gülümsemeyi takınarak yaklaştık.

Ecem kulağıma eğilip

"Ne yapalım ?"
Diye sordu

Biraz düşündükten sonra çantamdan iki tane toka çıkardım.

"Saçlarını iki kulak yapacağız"

Gülsüm uykusunun ağır olduğunu söylemişti bu yüzden işimiz daha kolay olacaktı.

Sabah köründe özenle şekillendirdiği saçlarını tepede iki kulak şekilde topladık.

Sanırım üniversiteye giden bir kız için bu çok sinir bozucuydu.

Ecem cebinde çıkardığı pembe çıtçıtlı tokayı çıkarıp
"Son rötuş"
Diyerek onuda kafasına taktı.

Aslında yakışmıştı ama Gülsüm'ün tepkisi nasıl olacaktı bilmiyordum.

Lacivert kot pantolon üstüne beyaz bir tişört giymişti. Pembe tokada gayet güzel duruyordu.

"Ecem tokayı nerden buldun ?"

Gülümseyerek

"Elbisemin cebinden çıktı nasıl geldi oraya bende bilmiyorum"

İnmemiz gereken durağa yaklaştığımızda Gülsüm'ü uyandırdık.
O hala uykulu iken otobüsten indik.

15 dakikalık bir yürüyüşün ardından üniversitenin bahçesine giriş yaptık.
Ecem ile ayrıldıktan sonra Gülsüm ile bizim fakülteye geçtik.
Oda ayılmıştı ve hala saçını fark etmemişti.
Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

Amfiye girince bir yere oturduk. Gülsüm elini saçına götürünce ondan biraz uzaklaştım sonuçta nasıl bir tepki vereceğimi bilmiyordum.
Saçlarını bıraktığı şekilde bulamayınca telefonunun kamerasını açtı.
Gözleri şaşkın bir şekilde açılınca biraz daha ondan uzaklaştım.

Kafasını yavaşça bana çevirince şirin bir şekilde gülümsemeye çalıştım oda bana gülümseyince bu sefer ben şaşırdım.

"Siz mi yaptınız çok güzel olmuş küçükkende hep böyle yapardım saçımı. Hele şu toka çok hoşuma gitti"

Gülerek ona yaklaştım
"Kızarsın sandım"

Kafasını olumsuz anlamda salladı.

"Ben hiç bir şeye kızmam ki. Çok nadir beni rahatsız eden şeylere sinir olurum"

"Anladım"

Amfiye geçen haftaya göre daha çok kişi geliyordu.

Ecem içinde aynı şey geçerliydi. Yaklaşık 10 tane daha kız gelmişti onun sınıfınada.

Derse gelen yaklaşık 35 yaşlarındaki hoca ile konuşmalar kesildi.

"Günaydın gençler ben Hakan Yılmaz psikoloji dersinize ben gireceğim"

Herkesten mırıltılı sesler çıkarken hoca derse başladı.

Hocanın söylediği şeyleri ve tahtaya yazdığı şeyleri hızlı ve düzgünce not aldım.

Ara ara sorduğu soruları elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyordum.
Sınıftaki öğrencilerin nerdeyse hiç biri ders konularına bakmamıştı sanırım çünkü benim ile bir kaç kişi dışında kimse cevap veriyordu.

"Enstantane nedir bilen var mı ?"

"Önemli güzel bir anı ışık hızından daha kısa bir sürede yakalamak fotoğrafını çekmek"

Hakan hoca bana dönüp gülümsedi
"Aferin. Genelde ilk sınıflar bunu bilemiyordu."

Kafamı sallayıp
"Teşekkürler"
Dedim

"Peki bunu kendi hayatımızda nasıl kullanabiliriz ?"

Bana yönelik sorduğu soru karşısında biraz düşündüm.

"Yani hayatımızdaki güzel farklı anları yakalamaktır. Herkesin göremediği anları görebilmek gibi. Mesela herkes bir çiçeğin ilk açtığı zamanı görmek ister sırf bunu yakalamak için o çiçeğin karşısına kamera dikiyorlar ama kimse bir insanın ilklerini görmez anlamaz hissettiği duyguyu fark edemez"

Hoca şaşkın bir şekilde başını salladı.

"Güzel sanırım yaz tatilinde baya hazırlanmışsın"

"Yani konulara baktımda bunlar okuduğum kitaplardan öğrendiğim şeyler"

"Anladım"

Dersin geri kalanıda gerçekten güzel geçmişti.
Bunları yapabilmek beni gerçekten iyi hissettiriyordu.

ADANA'da HAYATBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin