dört

1K 74 54
                                        

mira

dünü atlatamamıştım, onu tekrar gördüğüme hâlâ inanamıyordum. karşımdaydı ada. dokunabileceğim kadar yanımdaydı ama bakamayacağım kadar uzaktı da. annem günün sonunda aşırı mutlu dönmüştü, onu bu kadar mutlu uzun zamandır görmemiştim. esma ve emel hanımların derneğine katılacakmış bugün bu yüzden evde olmayacak. bu benim için iyi bir şeydi, bütün gün ağlayabilirdim.

evde yalnız olduğumu sanar şekilde mutfağa girdiğimde yardımcımızın da içeride olduğu fark ettim, henüz alışamamıştım evde bir yabancının olmasına.

"bir şey mi istediniz mira hanım?"

"su alacaktım."

"ben getirirdim, seslenmeniz yeter."

"teşekkür ederim, ben alırım."

gülümsediğimde o da bana gülümsedi, kendi suyumu almaya alışkındım zaten. odama birisini bu yüzden sokmuyordum düzeninin bozulmasını istemiyorum zaten annemden dolayı düzenli olmaya alışmıştım. bir yabancının odamda olma düşüncesi hoşuma gitmiyordu. gerçi tanıdık da olsa bir insanın odamda olma düşüncesi hoşuma gitmiyordu genel olarak, insanın odası kendisine özel olmalıydı. anne ya da babası bile rahatça girmemeli, hatta kardeşleri bile beraber kalmıyorlarsa.

yatağıma uzandığımda annem yokken tembellik etmeyi düşündüm, annem henüz bana sarmamıştı ama sardığında kollarım ağrıyana kadar keman çaldığımı hatırlıyorum. artık ağlamaya başlamıştım annem öyle durmuştu, görmüyordu. gözünü hırs bürüdüğü zaman beni görmüyordu. olmak istediği kadın olana kadar da görmeyecekti. bir piyon olmaya devam edecektim.

almila iyi birisine benziyordu, samimiydi gerçekten. belki maskesi oydu bilmiyorum ama en azından onunla arkadaş olmak kötü olmayacak gibiydi. ada ise rüya içinde rüya görmek gibiydi, uyandığın her an gerçekliği sorguluyorsun. onu seviyordum hâla, onunda beni sevdiğini düşünüyordum. bütün o yaşadıklarımız dediği gibi heves olmayacak kadar güzeldi, her şey o kadar güzeldi ki bozulacağına emindim. hayatımdaki tek güzel şey oydu, öyle inanmıştım ki hep hayatımda olacağına. yaşadığımız şeyler heves demenin de çok ötesindeydi, sadece fiziksel olarak değil ruhsal olarak da çok şey yaşanmıştı aramızda.

okul kıyafetimin hazırlanması için dün terziye gidip ölçülerimi vermiştim, bugün onu gidip almam gerekiyordu yarın okul açılacaktı. hiç dışarı çıkmak istemiyordum, hiç kimsenin beni görmesini de istemiyordum ama kaçamazdım. şu hayatta öğrendiğim en önemli şeydi, korkularından kaçamazsın.

karanlıktan korktum, karanlıkta kaldım.

yaralanmaktan korktum, her seferinde yaralandım.

terk edilmekten korktum, terk edildim.

düşmekten asla korkmadım ama kaldıracak birisinin olmamasından korktum, kafamı kaldırdığımda elini uzatan kimsenin olmamasından korktum. kimse de olmadı.

üstümdeki pijamalarımın üstüne siyah hırkamı giydim sadece, şapkamı kapatarak kimsenin beni tanımamasını istedim. kıyafetlerimi almak için terziye gidecektim ama bunun için hazırlanmaya enerjim yoktu, umarım kimseyle karşılaşmazdım. kulaklığımı takarak 'sakince yoruldum' şarkısını açtım, onu ada'nın konuşmasından sonra defalarca dinlemiştim. tekrar onunla karşılaştıktan sonra umut beslememek için bunu kendime hatırlatmam gerekiyordu. kendime bu acıyı çektirmezsem unutacaktım, yeterince acı çekmezsem tek gülümsemesine bırakırdım kendimi.

orkide, gxgHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin